Adalet ve atalet
Radikal · 22 Aralık 1999
Al gözüm, seyreyle talih! Seyreyle kafası kör, vicdanı topal, yüreği sağır insan müsveddelerinin, utançtan bağımsız bir adalet çölünde, tazecik fidanları nasıl kuruttuğunu. Seyreyle küçük çocuk avcılarına dönüşen savcıları. Seyreyle nasıl burulduğunu insanlığın, seyreyle nasıl vurulduğunu yavru boyunların.
Önce, Meclis'te pankart açan 12 üniversite öğrencisini 96 yıl hapse mahkûm etti Türk adaleti. Ne teröristtiler, ne de herhangi bir 'ist'. Salt, Anayasal hakları olan eğitimde fırsat eşitliğini, yani yoksulların da okuyabilmesini talep ediyorlardı. 'Öğrenci harçlarına hayır,' yazıyordu pankartlarında. Okuyup adam olmak için 'örgüt' kurmaktan cezaya çarptırıldılar. Onları mahkûm eden avcılar ve kadıları, vicdanları bile itham etmedi, çünkü vicdansızlar. Oysa çocuk yaşamları çalmaktan insanlık önünde suçlular. Türkiye'de masumiyet hırsızlığı yasal!
Manisa'da çocuk avcısı polisler ve adalet kasapları, reşit olmayan 15 lise öğrencisi üstünde ispatladılar işkenceci rüştlerini. Baklava börek çetesinin azgın haydutları, Gaziantep hapishanesinde büyümeye mahkûmlar. Ve işte şimdi, Türk adaletinin son marifeti: öğretmen isteyen 12 yaşındaki 6 öğrenci İstanbul Adliyesi'nde yargılanıyorlar. İNSAF! diye bağırasım geliyor ama, bu masumiyet hırsızlarının küt kafaları, İNFAZ'ı bilir yalnızca.
Bir okurum, Cihanşah Muratoğlu: "Böyle giderse yakında, okul bahçelerinde oynayan öğrencileri de izinsiz gösteri yapıyorlar diye gözaltına alacaklar!" diyor. Haklı.
Oysa...
Türkiye'deki yargıçların ve savcıların çoğunluğu, adam gibi adamlar, dürüst ve vicdanlı insanlar, eminim. Aralarında can dostlarım var ve üç kez düştüğüm mahkemelerde giydikleri cüppeyi onurla taşıyan hâkimlere ve savcılara denk geldiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Ancak adalet kavramı bir bütündür. İçine sinek düşen çorbanın murdar olması gibi, bir avuç çocuk avcısı savcı ve gençlik düşmanı yargıç yüzünden, tüm Türk adaleti kirlenmiş bulunmaktadır. En baş sorumlu da elbette, bu çocuk ve gençlik düşmanlarına yetki veren yasalar ve Adalet Bakanlığı, yani devlettir. Hal böyle olunca, insafsız infazcıları savcı ve hâkim diye besleyen devlettir, öz evlatlarının düşmanı.
Çocukların ve gençlerin düşünmesini, bilmesini, hakkını aramasını, aldığı tüm önlemlere karşı önleyemeyen devlet, kendisinden hesap soracak kuşakları henüz yetişmeden susturmaya, belini doğrulmadan kırmaya, 'ağacı yaşken eğmeye' kararlıdır. Haksız da sayılmaz. Çünkü görüyorum, duyuyorum: 10 yaşında, 12 yaşında Türk çocukları, devlet baş böyüklerinin konuşamadığı düzgün bir dil kullanıyor ve ülkeyi yöneten sığ politikacıların hepsinden daha doğru düşünüyorlar; daha akıllı, daha donanımlı, üstelik masumlar! Bir de büyüdüklerini düşünün, kimbilir nasıl algılayacak ve yargılayacaklar bu yoz düzeni. Dolayısıyla, 'kozadayken ezilmelerinde' yarar var.
Gücü yavrulara yeten Türk adaleti, sıra 'baba'lara geldi mi, bir hoş oluyor. Unutkanlığı tutuyor, körlüğü, sağırlığı tutuyor, eli ayağı tutmuyor, hem parkinson ve hem alzheimer oluveriyor. Alaattin Çakıcı, yargılanabileceği iki suçtan birinden, şimdiden serbest! Kim unutmuşsa, Fransa'ya verilen iade istemi dosyasına, iade edildiği iki suçtan birinin zamanaşımına uğradığını yazmayı unutmuş. Çakıcı iade edilince birdenbire anımsayıverdiler, artık yargılanamıyor. Alaattin Çakıcı, Fransa'da tutukluyken sözcülüğünü avukatları yapardı. Türkiye'de, Hikmeti Sami'den sorulan Türk, öyle bir gözcülük yapıyor ki, sözcüye hacet kalmadı.
Böylesine Adalet Bakanlığı değil, Atalet Bakanlığı, denir. Bakanına da, 'görmezden gelen'.