Gazeteci
Radikal · 24 Aralık 1999
Gazeteciler, meslekteki eskilikleriyle övünürler. Haklıdırlar. Çünkü heyecan duymadan 'iyi' yapılamayacak bu mesleğe onca yıl sonra aynı ilgi ve tutkuyu korumak zor, ama her zaman birinci koşuldur. Gazetecilikte nasıl geçtiğini bilmediğim 12 yılı dolduran naçiz yazarınız; aynı kadını, aynı erkeği yirmi yıl, otuz yıl sonra hiç eksilmeyen bir aşkla sever gibi meslek tutkunu ağabeylerine, ablalarına elbette çok saygı duyar. Özellikle zamanla eskiyenlere değil, zamanın eskitemediklerine.
Yalçın Bayer gibi.
Ağabeyim ve kardeşim Yalçın, adım gibi biliyorum, dün benden bir telefon bekledi. Çünkü onun 'zafer' günüydü. Kutlamamı umuyordu elbette. Çünkü o, bu sütunda beğendiği her yazıda telefona sarılır ve: "Yine döktürmüşsün, anam!" der. Bana anam der ama, aslında çömezi olmamla övünür. Çünkü Yalçın Bayer, beni gazeteci yapan haber müdürüdür. Hâlâ kol kanat gerer, azarlar ya da teşvik eder. Yine adım gibi biliyorum, bu yazıyı okuyunca, tertemiz bir vicdanın yansıdığı gözleri yaşaracak. O, ortak ağabeyimiz Ali Sirmen'in muzip: "Selam verdim, haber deyüldür diye almadı!" yergisiyle tanımladığı müthiş gazetecidir. Dini imanı haberdir, para değil. Günün birinde açlık grevine başlasa, ekmeğini suyunu boş verip, haber kaynaklarını kesmek gerekir. Yalçın Bayer, her türlü yoksunluğa ve meşakkate göğüs gerer, işkence altında bile ser verir, haber vermez. Haber almak için işkence bile yapabilir. Kurbanlarından biriyim. "Hadi anam be, sen bunu yaparsın, vallahi billahi senden iyi kimse yapamaz," diye başlayıp, "Başlarım senin tatilinden, ne tatili, ne uykusu? Kalk, koş, kopar getir!" emirleriyle biten eğitimim sırasında, öldüresiye çalıştırırdı.
Yıl 1990. Yer, Cumhuriyet gazetesi. Mesleğe adımımı attığım, o görkemli okul. Özel öğretmenlerim, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Ali Sirmen, Okay Gönensin, Yalçın Bayer, Salim Alpaslan, Ergun Balcı. Hasan Cemal genel yayın yönetmenimiz. Nilgün Cerrahoğlu'nun çok başarılı İspanya muhabirliği sırasında yerleştiğim Bilbao'da, kendi kendime 'Bask Ülkesi Özerk Muhabirliği' ilan etmişim, haber merkezinin fakslarına Baskistan haberleri yağıyor. Derken sevgili Nilgün, İtalya'ya gidiyor ve bendeniz, tüm İspanya'yı ele geçiriyorum. Acemi muhabirim. Kadro yok, maaş yok. Parça başı çalışıyorum. Ne kadar çok yazarsam, o kadar para. Nilgün'den sonra kaliteyi de düşürmemek, altta kalmamak gerek tabii. Uğur Mumcu, İspanya'daki eroin kaçakçılığı, PKK ve ETA haberleriyle özel olarak ilgileniyor. Yazılarında sık sık, benim haberleri kaynak gösteriyor. Yalçın Bayer telefona sarılıp gaz veriyor: "Bak bugün Uğur seni yazmış, aferin, çalış, çalış, daha çok çalış!"
Sorarım size: Bir gazetede 365 günlük bir yılda, kaç İspanya haberi yer alır? 1989 Eylül ayından 1990 Haziran ayına değin, Cumhuriyet gazetesi büyüklü küçüklü ve imzamı taşıyan 152 haber bastı. Çöpe atılanlar cabası. Parça başı 35 bin lira verecekler diye seviniyorum. Haziran ayının sonunda, elimde liste Yalçın Bayer'in kapısına dayandım. Aylardır görüşmemişiz, tabii 'Merhaba!' demedi Yalçın. Hemen İstanbul'da bir işe gönderdi. Gittim gördüm, geldim yazdım, sonunda listeyi imzasına sunabildim Yalçın'ın. Bizimki baktı, baktı: "Yahu sen de amma çok yazmışsın, haber başına 20 bin veririm, tatava etme!" demesin mi? İşte böyle çalıştırdı bizi Yalçın Bayer. Ama çalıştırdığı herkes, büyük harflerle gazeteci oldu. O tüm Türk basınında, dost düşman, yandaş rakip hepimizin üstünde birleştiği ortak değer, 'yüreği avucunda çarpan' ustamız ve dostumuzdur bizim. Gerektiğinde sırtında taşır. Ve beş kat merdiveni, beni sırtında taşıyarak çıkarmıştır. O beş katın her basamağını, niçinini, nasılını, bir gün anılarımı toplayacağım kitapta okuyacaksınız.
Ustam Yalçın Bayer'i, Gülay Aslıtürk'ün İngiltere'de tutuklanmasıyla sonuçlanan son gazetecilik başarısı dolayısıyla kutluyorum. Eğer onun yaptığı araştırmalar olmasaydı Aslıtürk'ün millet kesesinden yaptığı yankesicilik asla ortaya çıkmayacaktı. Umarım Gülay Aslıtürk Türkiye'ye iade edilirse, Çakıcı'da yaşanan rezalet yaşanmaz.