İnsanlar ve köpekler
Radikal · 26 Aralık 1999
Hayvan sevmeyen insanlara, oldum olası şaşarım. Barış kavramının her şeyden önce çevreyle uyum içinde yaşamak olduğu düşünülecek olursa, çiçeklere, ağaçlara, aynı toprağı paylaştığımız tüm dünya kiracılarına gösterilmesi gereken bir saygı gereğidir hayvan sevgisi. Dikkat ederseniz, daha çok çocuklar sever hayvanları. Çünkü beyinsel olmayan içgüdüsel şefkatin, masumiyetin, iyi niyetin, paylaşmacılığın simgesidir hayvan. Anlaşmak için konuşmaları gerekmez çocuklarla hayvanların. İnsan ruhunda iyi olan ne varsa, en ilkel ve arı duru biçimini hayvanla ilişkisinde bulur. Dokunmak ve okşamak nasıl temeliyse sevginin, insan ve hayvan dostluğu işte bu temelin tertemiz ifadesidir. Hayvan sevgisi de çocuklukta başlar, düşmanlığı da. Kimi çocukların hayvanlara yaptığı eziyet, cani bir ruhun habercisi ve ilerde hemcinslerine karşı işleyecekleri suçların öncü işaretidir.
Tahmin edebileceğiniz gibi, hayvanların sevildiği bir evde büyüdüm ben. Ve anamdan babamdan, hayvanları tutsak almadan, yaşam alanlarına saygı duyarak sevmeyi öğrendim. Ancak zaman içinde ve özellikle büyük kentlerde, aşırı hayvan sevgisinin, hayvan düşmanlığıyla aynı kapıya çıkabileceğini gördüm. Hayvansever gibi görünen şıpsevdiler, daracık evlerine koca koca köpekler alıyor, biçareleri insan gibi yaşamaya alıştırıyor, şımartıyor, tırnaklarına pedikür yaptırıyor, tüylerini saç gibi taratıyor, derken bıkıyor ve sokağa atıyorlardı. Bazılarında ise hayvan sevgisi, insan düşmanlığından kaynaklanan bir hastalık düzeyine erişmişti.
Bu akımın evrensel öncüsü, bildiğiniz gibi Brigitte Bardot. Gençlik yıllarında dünyanın en güzel kadınlarından biri olan Bardot, yıllardır kendini hayvan haklarına adadı. Çok saygıdeğer etkinlikler yaptı ve pek çok katliamı önledi. Örneğin tam anlamıyla bir vahşet olan fok avını yasaklattı. Eğer bugün yavru foklar anacıklarıyla oynaşıyorsa hâlâ dünya denizlerinde, Brigitte Bardot sayesinde tükenmedi soyları. Ama bazen öyle şeyler söylüyor ve yapıyor ki, eski güzel yıldızın hayvan haklarını yüceltmesinin bedeli, insan haklarını hor görmesinden geçiyor. Hele sonuncu marifeti.
Çeçenya'da olup bitenleri izliyorsunuz. Rusya vahşice saldırıyor ve Çeçenya'nın Talibanları, fanatik dinci Vahabiler, aynı vahşilikle karşı koyuyor, başkent Grozni'de taş taş üstünde kalmadı; barbar Ruslarla barbar Vahabiler arasında kalan masumlar ise, telef oluyorlar. Bir insanlık dramı yaşanıyor. Ve bu dramın ortasında, Brigitte Bardot, Rus Başbakanı Vladimir Putin'e bir mektup yazıyor. Mektupta, 'çocukları öldürmeyin,' mi diyor Bardot? Hayır. 'Sivilleri vurmayın,' mı diyor yoksa? Hayır. Yufka yürekli Brigitte, Rusya'yı köpek dövüşüne izin verdiği için kınıyor ve Başbakan Putin'den derhal köpek dövüşünü yasaklayan bir yasa çıkarmasını diliyor, mektubunda. Rusya Başbakanı, hayvanların star avukatına: "Valla benim küçük bir köpeğim var ama, korkarım dövüşemez," yollu alaylı bir yanıtla birlikte, çok yakında hayvan haklarıyla ilgili bir yasa tasarısını Duma'ya sunacakları sözünü vermeyi de ihmal etmiyor. Brigitte Bardot, dün yaptığı açıklamayla Putin'e teşekkür etti ve: "Sayın Başbakan'ın onca işi arasında hayvanların kaderine ilgi gösterip demeç vermesi, iyimser bir tablo," dedi.
Bence Vladimir Putin ucuz kurtuldu Bardot'nun elinden. Çeçenya'da bunca çocuk, kadın ve sivil yerine, aynı sayıda köpek telef edilseydi, aynı sayıda köpek kulübesi yıkılsaydı, hayvansever yıldız Putin'in gözünü oyar, dünya ayağa kalkardı vallahi.