N'aber Sami?
Radikal · 29 Aralık 1999
Alaattin Çakıcı Türkiye'ye döneli beri, hayatımda bir boşluk
oluştu, sevgili okurlar. Paris'teki diğer meslektaşlarımla: önce çıktı çıkacak, sonra gitti gidecek, açıklama yaptı yapacak, yok gak dedi, yok guk dedi, diye tam bir yıl helak olduk Alaattin abimi izlemekten. Türkiye'ye iadesine kadar, dosyamız elimizde, yüreğimiz ağzımızda
Aix En Provence ile Paris arasında mekik dokuduk. Derken abim gitti. Elimiz böğrümüzde, bir öksüz, bir öksüz: "Ah, bitti kurtulduk..." diye tembellik etmeye hazırlanırken, hepimizin içinde sonu iyi biten polisiye bir filmden çıkar gibi rahatlama duygusu vardı. Türkiye'nin en önemli uluslararası davalarından biri ülkemizin zaferiyle sonuçlanmış, Çakıcı iade edilmişti. Türk polisi tarafından sorgulanacak, Türk adaletine hesap verecek ve Türk hapishanelerinde cezasını çekecekti.
Bir de ne görelim? Alaattin abim, sorgulanmadı. Yargılanabileceği iki davadan biri düştü. Konulduğu dört yıldızlı hapishaneden ha çıktı ha çıkacak. İster istemez düşünmeye başladım: Türk adaleti, yargılamayı bırakın, sorgulamasını bile yaptırmadığı Çakıcı'yı acaba niye Türkiye'ye getirmişti? Niye bir yıl boyunca, Çakıcı'nın iadesi için göbeği çatlamıştı devletin? Amaç serbest bırakmaksa, iadesini istemeselerdi, Fransa çoktan bırakmıştı abimi. Yok içeri tıkmaksa, herhalde yöntemi bu değildi! Hele sorgulanmamasına şaşırıp kalmıştık. Oysa Radikal'in köşebenti ve Milliyet'in Paris muhabiri naçiz yazarınız, Çakıcı'nın iadesi istenen beş davadan üçünden yargılanamayacağını, ancak hepsinden sorgulanabileceğini biliyordu. Bu bilgiye resmiyet kazandırmak için görüştüğüm başsavcının, "İadesi reddedilen üç davadan yargılanamaz, ama tüm dosyalardan sorgulanabilir!" sözleri Milliyet'te yayımlanınca, Türk Adalet Bakanlığı hemen bir açıklama yaptı: "Pascal savcı değil, mahkemenin zabıt kâtibidir!" Yani zabıt kâtibinin 'sorgulanabilir' demesi hava cıva olup, naçiz yazarınızın haberi de 'asparagas'tı...
Jean François Pascal'ın hem Aix-En-Provence'ın başsavcısı, hem yabancı suçluların iade dairesi başkanı olduğu AB belgeleriyle kanıtlanınca,
Adalet Bakanlığı'ndan ikinci bir açıklama geldi: "Özür dileriz, Pascal kâtip değil savcıymış. Bizi de Fransa'daki Türkiye Büyükelçiliği yanılttı!"
Meğer Hikmet-i Sami'den sorulan Türk'ün Adalet Bakanlığı Çakıcı'nın yalnızca tüm dosyalardan sorgulanabileceğini değil; Çakıcı'yı Fransa'da kimin yargıladığını, savcının kim, kâtibin kim olduğunu bile bilmiyormuş! Aix-En-Provence İstinaf Mahkemesi Başsavcısı, Jean François Pascal'ı, zabıt kâtibi sanıyormuş. Herhalde zabıt kâtibini de yargıç sanıyorlardı. Eğer diledikleri özürde, yanlış bilgiyi Türkiye Büyükelçiliği'nden aldıkları doğruysa, Çakıcı'nın Fransa'daki mahkemelerini, demek Paris'teki bizim büyükelçilik bile izlemiyormuş!
Özetle, sevgili okurlar, Alaattin Çakıcı'nın Fransa'daki hukuki yargı sürecini doğru dürüst izleyen, kimin kim ve neyin ne olduğunu bilen bir biz varmışız: Türk gazetecileri. Ve Hikmet-i Sami'nin Türk adaleti ve Türk devletinin Çakıcı'nın iadesinin istendiği ülkedeki daimi temsilciliği, yani büyükelçiliği, hem dosya üzerinde çalışmamış ve hem de tam bir yıldır, olayı en ince ayrıntılarına dek veren Türk basınını izlememişler. Anlaşılan Çakıcı, Türkiye istediğinden falan değil, Türkiye'nin isteksizliğine rağmen Türkiye'ye iade edildi.
Bu satırların yazarı, 12 yıllık muhabirlik mesleğinde, hiç 'asparagas' habere imza atmadı. Hiç.
Ama görüyorum ki, resmi merciler 'asparagasçılık'tan kurtulamıyor. En son örneğini Gülay Aslıtürk olayında yaşıyoruz. Aslıtürk çiftinin Londra'da yaşadığı İKİ YILDIR biliniyor. Gülay Hanım, BİR BUÇUK YILDIR İnterpol bülteniyle aranıyor ve tutuklandığı an, Türkiye'ye iadesi isteneceği belliydi. Oysa Hikmet-i Sami'den sorulan Türk'ün bakanlığı, hırsız ve katillere af yasasıyla uğraştığından olsa gerek, BUNCA ZAMANDIR
iade dosyasını İngilizceye çevirtmeyi akıl etmemiş! Yumurta kapıya dayanınca, şimdi çevirtiyor harıl harıl. Yetişir mi, yetişirse ne kadar sağlam olur, meçhul. Ben asparagas haber nedir bilmem ama, asparagas iade işlemi diye, buna denir işte.