Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Çeçenya savaşı

Radikal · 3 Ocak 2000

Benim Çeçenistan diye bildiğim ülkeye, dünden bugüne Çeçenya denmeye başladı birden. Bir zamanlar Habeşistan da Etyopya olarak değiştirmişti adını. İyi güzel. Ama anlayamadığım bir şey var: Çeçenya, Çeçenistan'ın Rusça söylenişi benim bildiğim. Ruslara karşı savaşan bir halkın, ülke adını savaştığı tarafın dilinde söylemesi garip değil mi? Aslında bu örnekle size, Çeçenlerin yaşadığı bölgenin doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız biçimde, ama 'de facto' olarak Rusya'nın etki sahasında bulunduğunu anımsatmak istiyorum. Tıpkı Güney Amerika ülkelerinin, ABD'nin izni olmadan soluk alıp veremeyeceği gibi.

Çeçenya savaşı, yaklaşık iki yüzyıldır Ruslarla Kafkasya Müslümanları arasında süren mücadelenin bir devamı olarak ele alınmalıdır. Rusya'nın 1783 yılında bölge halklarını güdümüne almak için başlattığı işgal politikası, 1859'da Kafkaslar'ın efsane lideri Şeyh Şamil'in yenilmesiyle sonuçlandı. Sovyet devriminden sonra kurulan bağımsız Kuzey Kafkasya federasyonu ise 1920'de Bolşevikler tarafından dağıtıldı. Kafkaslar, İkinci Dünya Savaşı'nı fırsat bilerek yine ayaklandılar ve Stalin, hemen tüm Çeçenleri Kazakistan'a sürgüne gönderdi. Çeçenler, 1950'li yılların ortalarına dek sürgünde kaldılar.

SSCB'nin dağılmasını tekrar fırsat bilerek yeniden savaştılar ve 1996 yılında kazanır gibi oldular. Gibi oldular, çünkü bu bölgede Rusların, General Lebed'in sağduyulu politikasıyla kendi devletini zar zor razı ettiği barış, yani yenilgiyi hazmetmeleri mümkün değildi. Eh, Çeçenlerin de yenilgiyi pek sindirdikleri söylenemez, dolayısile sevgili okurlar, Kafkasya'daki bu savaş bitmez. Sonuncusunun da galibi olmayacak. Ruslar bugün yenseler, yarın yenilecekler. Yarın yenilseler, öbür gün yenecekler vb. Çeçenya'daki savaşın her zaman mağlupları, yalnızca sivil halk, kadınlar, çocuklar, yani silahsız masumlar.

Tüm toplumlarda ortak vicdan, savaşlara kim haklı, kim haksız diye bakar genellikle. Elbette herkes kendini haklı bulur ve yabancı toplumların savaştaki tarafa desteğini, tarihsel, kültürel bağlar, yakınlıklar belirler. Türk Müslüman kamuoyu da bu kapsamda, komşu ve akrabaları Çeçenleri tutuyor. Ancak Çeçenler dediğimiz kimler? Eğer Rusya'nın çocuktu, kadındı, yaşlıydı ayrım yapmadan vahşice saldırıp öldürdüğü sivil halksa, insan olup isyan etmemek, üzülmemek mümkün değil, tepkilere amenna. Ama bakıyorum, Türkiye'de yapılan gösterilerde, Çeçenler diye, Ruslara karşı savaşan mücahitler ön plana çıkıyor ve Çeçenya'ya bağımsızlık, diye bağırılıyor. İşte bu noktada, aynı fikirde değilim. Ve bugün Çeçenya'da savaşan mücahitler arasında Çeçen'den çok Suudi Arabistanlı, Türk, Afgan, Cezayirli, Pakistanlı, İranlı köktendinci terörist var. Milliyetçi değil, dinci bir savaş bu. En vahşileri de kendilerine Vahabi dedirtiyorlar. Bosna ve Kosova savaşlarından arta kalan, yetmiş iki milletten fanatik paramiliterlerin hepsi Çeçenya'da aldılar soluğu. Amaç, bağımsız bir Çeçenya'dan çok, ikinci bir Afganistan, yani İslami şeriat devleti. Hem de ne şeriat! 1990'dan beri Kafkasya'nın en büyük mafyasını oluşturan, dünya çapında uyuşturucu ticareti yapan haydutlar, 1996 yılında seçimle başa getirilip, şeriat ilan ettiler. Eğer seçimlere hile karıştırılmadıysa halk, mafya liderlerini ve uyuşturucu kaçakçılarını devleti kurup yönetmekle görevlendirdi, sizin anlayacağınız. Çeçenya'nın ekonomisi, silah ve eroin gelirleri üzerine kuruldu. Adam kaçırıp fidye yoluyla ek gelir elde etmek de cabası. Fransız TF1 televizyonunun muhabiri Françoise Marie Morel'in tanıklığına bakılırsa, bir yıldan beri kaçırılan adam sayısı 600. Fidye ödenmediği için kaçı öldürüldü, bilinmiyor.

Çeçenya'da İran ve Suudi Arabistan, etkinlik bölgelerini yaymak için savaşıyorlar aslında. Burada Ruslara direnen yetmiş iki milletten fanatik teröristlere, bu iki ülke silah sağlıyor geniş genelinde. Ve şeriat nasıl bir kardeşlikse, İran ve Suudi Arabistan, birbirlerine düşman. Çeçenya'da İran yanlıları ile Suudi yanlıları da birbirlerini çekemiyor ve gözlerini oyuyorlar. Sizin anlayacağınız, bu savaş hem Ruslara karşı, hem de şeriatçıların kendi aralarındaki nüfuz kavgası. Sonuç: Kim kazanırsa kazansın, insanlık, uygarlık, hoşgörü ve barış mağlup. Böylesi bir bağnazlık ve vahşet sofrası kimin iştahını açar, belli. Ben almayayım, kalsın.