Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Bir adam, ulus mudur?

Radikal · 8 Ocak 2000

"Her şey her zaman yeniden başladığına göre, benim yaptıklarım da ölümümden sonra ve er geç yeni güçlere kaynak olacaktır."

Charles De GaulleDünya tarihindeki olağandışı olaylar, hep olağandışı insanların liderlik zamanlarına denk gelir. Öylesine sıkıdır ki bu ilişki, tarihi sonradan okuyan bizler olayların mı liderleri, liderlerin mi olayları yarattığını sorarız kendimize. Örneğin İkinci Dünya Savaşı sırasındaki liderler tespihine baktığımızda, taşların her biri iyi ya da kötü, deli ya da akıllı ama hepsi birbirinden üstün zekâda olan insanlardır. Almanya'da Hitler, SSCB'de Stalin, İngiltere'de Churchill, ABD'de Roosevelt, İtalya'da Mussolini, İspanya'da Franko, Türkiye'de İsmet İnönü, işbaşındadırlar. İnönü, ülkesini büyük incelik isteyen dahi manevralarla, bir ateş çemberinin ortasında savaştan uzak tutmayı başarmıştır. Franko, bir kanlı iç savaştan çekip çıkardığı ülkesini faşist maşist, ama doğru bir kararla dostu saydığı Almanya'nın sonu olmayan macerasından uzak tutabilmiştir. Diğerleri taraftır ve birbirlerini yemektedirler. Ya Fransa? Tarafların çarpıştığı bölgenin tam ortasında, çekişme alanı Fransa'da lider kimdir ve hangi taraftandır? Bir halk liderinin doğuşunu, işte tam bu kavşakta görürüz: Charles De Gaulle. Almanlara ilk atışta teslim olmuş, geniş genelinde işgalciyle işbirliği yapmaya açık, hiç bir direnişin görülmediği Fransa'da, bir adam çıkar ve: "Hayır!" der. İngiltere'ye sığınır. İngiltere, savaşın satranç tahtasında çok önemli bir taş olan Fransa'da Almanlara karşı direnişi örgütleyebilmek için başlangıçta adı sanı bilinmeyen adama kollarını açar. Oysa De Gaulle; İngilizlerden, İngiliz kültüründen, İngiliz politikasının bağlı olduğu ABD'den ve tüm Anglosakson anlayıştan nefret eden biridir ve nefretini bastırarak, ortak düşmana karşı, kendi kişisel düşmanıyla işbirliği yapmaktadır. Amacı ve niyeti, yenik Fransa'yı savaş sonrası galiplerin arasında saydırmak, kazanılacak pastayı önce İngiltere ve ABD, ardından Rusya'ya; Fransa'ya pay verilmeden yedirmemektir.

Başlangıçta yapayalnızdır. Churchill'in sağladığı olanaklarla 18 Haziran çağrısı diye adlandırılan bildiriyle, Fransızları silahlı direnişe çağırır. Yurtsever Fransızlar, Londra'ya akın eder. Her gece BBC radyosundan yayınlanan: 'Burası Londra, tavşan tencerede. Ekmeği ufala. Ispanakları sula,' gibi şifrelerle Almanlara karşı başlatılan silahlı mücadeleyi yönlendirirler. Her şey, silah, lojistik, sığınak, İngiltere tarafından sağlanmaktadır Fransa'daki direniş ordusuna ve bütün bunlar olurken, Charles De Gaulle, velinimeti İngiliz ve Amerikalılara kök söktürmektedir.

Öylesine kök söktürmektedir ki, Churchill'in yeni açılan Foreign Office arşivlerinden çıkan 1943 tarihli bir mektubunda, yaşlı arslanın, 'İngiliz düşmanı', 'ABD ile aramıza giren kara kedi', 'kendini beğenmiş', 'kötü yürekli', 'kavgacı' diye nitelediği De Gaulle'ü, siyasal olarak ortadan kaldırmayı önerdiğini öğreniyoruz. General De gaulle'ü, Churchill'in elinden İngiliz başbakan yardımcıları Clement Atlee ve Anthony Eden: "Aman dokunmayalım. Adam efsane oldu. İşini bitirirsek, Fransızlar ülkelerini ilhak etmek istediğimizi sanır, iç savaş çıkar," diyerek alırlar.

Ve savaş sonrası, galip batılı müttefiklerin aile fotoğrafında Charles De Gaulle, Roosevelt ile Churchill'in arasında oturmaktadır. Bir adamın inadı, kararlılığı ve kişiliği, hiçbir zafer kazanmayan ülkesini, savaşta anası ağlayan muzaffer milletlerin arasına vidalamıştır. Churchill, ancak bir noktada başarılı olmuş ve kibirli Fransızı, Yalta konferansından izale etmeyi başarmıştır. General De Gaulle, Churchill'in bu hareketini, kısa süre sonra Fransa'yı NATO'dan çıkarıp, eski düşmanı Adenauer ile birlikte AB'nin tohumlarını atarak cevaplandırır. Bugün Fransa'nın enerji bağımsızlığından teknolojik özgünlüğüne tüm gücü, De Gaulle'ün eseridir.

Bu yazıyı, bir başka dehanın kurduğu bir başka ülkede, temel taşların tek tek söküldüğüne bakıp: 'Tek başına ne yapılır ki?' umutsuzluğuna düşen insanlar için yazdım. Bazen tek bir "Hayır!" sözcüğü, direnişin başlangıcıdır.