Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Yabancı

Radikal · 9 Ocak 2000

Bu gece kaçta geleceksin, diye sordu kadın içinden. Artık sesli sormuyordu sorularını, biliyordu alacağı yanıtı. Ya da yanıtları. Yönetim kurulu toplantıları. İş yemekleri. Bir günlük yurtdışı yolculukları. Adam çok meşguldü. Kadın ise kırk yaşında. Kapılar kapanmıştı. Kapı kapandı bir kez daha. Bir sabah daha, adamdan geriye pahalı bir losyon kokusu kaldı kadının yanında. Odayı boydan boya kaplayan gardırobu açtı kadın. Acaba ne giyseydi bugün? Tayyörse hangi tayyör, elbiseyse hangi elbise duruma uygundu acaba? Çünkü bugün özel bir durum vardı. Özel bir karar almıştı kadın. Adamın uzun zamandan beri yaptığından kuşkulandığı gibi yapacaktı o da. Tayyörlerin arasından bir tayyör seçerken, tek tayyörü olduğu günleri düşündü. Adamın, gözlerini üzerinden ayırmadığı zamanları. Hiçbir şeyleri yoktu, aşkları vardı o zamanlar. Şimdi her şeyleri vardı, aşk bitmişti. Aynaya baktı. Yeniden başlamak için çok geçti. Saatine bir göz attı, telaşlandı. Kaşmir paltosunu geçirirken üstüne, kocasının sıcaklığına sarılıp ısındığı geceleri anımsadı.

Kahvenin kapısını iterken titreyen elleri soğuktu. Köşedeki masada ayağa kalkan erkeğin sıcak ellerine bıraktı, serinliğini. Gözlerine baktı. Ne kadar zaman olmuştu acaba, kendisine böyle sevdalı bakılmayalı? Bakışlarını kaçırdı. Sergilediği son direniş, bu kaçış olacaktı. Ellerini ellerine aldı adam. İki elini, tek elinde hapsetti. Diğeriyle asi bir saç tutamını uzaklaştırdı alnından. Çenesini tuttu, yukarı kaldırdı. Parmaklarıyla yeniden çizdi dudak kıvrımlarını. Hiç konuşmuyorlardı. Kahvedeki cıvıltıya sağır, diğer insanlara kördüler. Erkeğin ellerinden kadının ellerine akan sıcaklıkta ısıttılar yüreklerini. "Gidelim," dedi erkek. Kalktılar. Kadın, uysal bir kedi gibi başını dayadı erkeğin omuzuna. Öylece, sarmaş dolaş yürüdüler kapıya doğru.

Kahvenin öteki köşesindeki adam, arkalarından bakakaldı. O içeri girdiğinden beri, yalnız onu gören gözleri boşaldı. Karşısındaki güzel kadına kör gözleriyle baktı. Yarım saat öncesine değin gevrek gülücükler saçan dudakları, susuz kalmış balık gibi açılıp kapanıyordu kadının. Onun sağır olduğunu bilmeden, habire anlatıyor, anlatıyordu. İçindeki acıya şaştı adam. O içeri girdiğinde karnını avuçlayan sızı, kıvrılarak sürünen bir yılan gibi göğsüne ulaşmıştı. Ellerini açtı, avuçlarındaki pembe tırnakları tanımadı. Pembe ojeli tırnaklar dile geldiler. "Ne oldu? Ne düşünüyorsun?" diye soruyorlardı. Adam, ilk kez görüyormuşcasına baktı kadına. Çok güzeldi, çok. Ama nereden çıkmıştı, kimdi? Gözünün önüne ezbere bildiği, tanıdık yüz geldi. Tanıdık mı? Gerçekten tanıdık mıydı karısının yüzü artık? Ne kadar zaman olmuştu bakmayalı gözlerine? Hangi genel kurul toplantısından dönecekti bu gece yine? Ne zamandan beri başka bir erkeğin kokusuna bırakmıştı yerini o sıcağına alıştığı koyunda? Karşısındaki kadın yüzü yüzüne yaklaştı: "İyi misin?"

Hayır iyi değildi. Hiçbir zaman iyi olamayacaktı artık. Elleri buz gibiydi. Titreyerek ayağa kalktı. "Gidelim!" dedi, karşısındaki yabancıya. İlk kez istemeyerek çıkıyordu bir iş yolculuğuna.