Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Salya sümük yazarlık

Radikal · 10 Ocak 2000

Fransızlar, ülkelerinin güzelliğini bir fıkrayla anlatırlar. Tanrı, dünyayı yarattıktan sonra, "Şimdi," demiş, "Şunun bir köşesini de tüm güzelliklerin özetlendiği pilot bölge halinde inşa edeyim." Ve özene bezene Fransa'yı biçimlendirmiş. O kadar çok nimetle donatmış ki Fransa topraklarını, melekleri: "Diğer ülkelere haksızlık oldu, buraya fazla cömert davrandınız," diye itiraz etmişler Tanrı'ya. Yüce sahibimiz düşünmüş, taşınmış, meleklerine hak vermiş ve diğer ülkelerle eşitlik sağlamak üzere... Fransızları yaratmış. Sanırım aynı fıkrayı, Türkiye için de anlatmak mümkün. Hatta daha geçerli olabilir. Ancak sevgili okurlar, bugün benim derdim Fransızlarla. Öyle bir nezle oldum ki, gribin İspanyolu, Çinlisi vız gelir yanında. Kulaklarım duymuyor, bariton mu bariton ama bet bir homurtu çıkartıyorum ses diye. Kafam kazan gibi, aklım durdu. Tam bugün yazı yazamayacağım diye özür dilemeye hazırlanıyordum ki sizlerden, Yalvaç Ural imdadıma yetişti.

Kimi insanlar, sürekli bir sevinç kaynağıdırlar. Başkalarına yaşamın hoşluklarını anımsatmak için vardırlar ya, işte onlardan biridir yazar dostum Yalvaç Ural. Kulaklarım duymuyor ya, söylediği her şeyi yineletiyorum telefonda Yalvaç'a. Yalvaç bir sabretti, iki sabretti sonunda patladı: "Sen Alzheimer nezlesi olmuşsun!" Bunadın, demek istiyor yani. "Fransızlar arasında yaygındır, korkma," diye içimi rahatlattıktan sonra anlattı:

İki Alzheimer hastası sohbet ediyorlarmış. Biri ötekine: "Bir doktor var, beni çok iyi tedavi etti, hiçbir şeyciğim kalmadı," deyince, beriki: "Adı ne, hemen ver, ben de gideyim," diye heyecanlanmış, ama tedavi olan duraklamış. "Haydi oradan, iyileşmemişsin!" diye dudak bükmüş arkadaşı. "Dur yahu anımsayacağım, bana bir savaş söyle!" demiş birincisi. Ve aralarında şöyle bir konuşma başlamış:

"İkinci Dünya Savaşı mı?"

"Hayır, daha eski bir savaş!"

"Birinci Dünya Savaşı mı?"

"Yok canım, daha eski daha eski..."

"Yüzyıl savaşları..."

"Daha eski, daha eski, hani bir at vardır ya, at, tahta at!"

"Haa, Truva atı demek istiyorsun, yani Truva Savaşı mı?"

"Evet, evet! Hangi kadın yüzünden çıkmıştı o savaş?"

"Truvalı Helen!"

"Hah işte o!" diye ellerini çırpıp mutfağa doğru bağırmış tedavi olan Alzheimer hastası: "Helen'ciğim, beni tedavi eden doktorun adı neydi?"

Naçiz yazarınız, işte bugün bu halde, sevgili okurlar. Burnu büyük Fransızların nezlesi, bir başka oluyormuş meğerse. Çarşambaya düşman virüsü yenmiş olurum. Tabii bilgisayarım hapşırmaya başlamazsa.