Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Cehalet ve sahtekârlık

Radikal · 17 Ocak 2000

Perihan Çiçek'in yaşamı, 25 yıl sürdü ve bitti. Çeyrek yüzyıllık ömründe, ne gördü, ne öğrendi, bir gün yüzü güldü mü, mutlu oldu mu, bilinmez. Ama sonuna bakarak geçmişini çözmeye çalışırsak, Perihan Çiçek'e kimse İYİ bir yaşamın nasıl olması gerektiğini göstermedi, Perihan Çiçek hiçbir DOĞRU öğrenmedi. İyi ve doğruya değgin en küçük bir fikri olsaydı Perihan'ın, yanlış ve kötüye karşı böylesine kolay teslim olmaz, mücadele ederdi en azından. Kendisinin ve öldürdüğü çocuklarının yüzünü güldürmek için savaşırdı. Belki yine yitirirdi, ama savaşırdı. Oysa yedi yaşındaki 'büyük' oğlu Ömer'i ve iki yaşındaki Enes'i boğarak öldürdü ilkin, ardından uyku hapı içti, bileklerini kesti ve çocuklarının cesetleri yanında ölmeye yattı Perihan. Ölmediğini anlayınca, gitti Tuna Nehri'ne attı kendini. Cesedi hâlâ bulunamıyor. Katil ailesi, çünkü bence Perihan değil, birlikte yaşadığı hayvan sürüsüydü asıl katiller; genç kadının intihar etmediğini, evdeki paraları ve pasaportunu alarak kaçtığını savundular. Oysa Viyana polisi, pasaportu da, parayı da evde buldu. Keşke kaçsaydı Perihan. Parayı, başını, çocuklarını alıp kaçsaydı, 'gâvur' Viyana polisine sığınsaydı da çocuklarını boğup kendini Tuna Nehri'ne atmasaydı. Fahişelik yapsaydı keşke, üç kez 'dini bütün' katil olmak yerine. Adnan Hoca'nın 'müslim motor'larından daha mı az saygın olurdu sizce?

Perihan Çiçek, görücü usulüyle evlendirildiğinde 17, memleketi Karakaya köyünden Viyana'ya getirildiğinde, 18 yaşındaydı. Tam yedi yıl, bu rüya şehirde 45 metrekarelik bir evde, sıkı durun: Kaynanası, kayınbabası, kaynı, eltisi, kocası ve toplam dört çocukla birlikte yaşadı! Kişi başına 4.5 metrekare düşen bu evde, banyo, mutfak ve tuvaleti çıkardıktan sonra herkese birer tabutluk yer vardı. Üç çiftin, iç

içe, vıcık vıcık, koyun koyuna yaşadıkları bu tabutlukta, dört çocuk yapıldı yedi yılda, ne bir eksik, ne bir fazla, tam dört çocuk! Birkaç ay önce, 110 metrekarelik bir eve çıktılar ailecek, daha doğrusu sürücek ve biraz yer bulur bulmaz, çocuklarını öldürdü Perihan. Gazetedeki fotoğrafa bakıyorum, üç ölünün çıktığı aileye başsağlığına gelmiş Viyanalı Türk komşuları. Sanki insan topluluğu değil, sirk hayvanları sırıtıyor fotoğrafta. Hepsi MÜRTECİ. Kiminin kafasında takke, kimininkinde sarık; hepsi sakallı, bıyıklı, karanlık çehreler, sırtlarında birer cüppe, ellerinde birer tespih, başsağlığı dileklerini, haremlik selamlık usulüyle kabul ediyorlar. Haremlik, selamlık! Sanki yedi yıl, çoluk çocuk, ana baba, kayın elti, herkesin gözü önünde ve kulağı birbirinde yatıp kalkan onlar değiller! Bu aileden yetişen çocukları düşünün. Başı bağlı ananın, desturlu babanın, sarıklı amcanın ve namazında niyazında yengenin geceleri yedikleri tüm haltları yorgan altında dikizleyerek büyümüşler ve biz hâlâ, Adnan Hocacıların, birbirlerine abi, kardeş, bacı diye hitap ederek yaşadıkları 'ulvi' cinselliğe şaşıyoruz. Anal ve oral, yani mübah seks kasetlerinin tamamını yayınlamıyor basın. Tamamı yayınlansa, Adnan Hoca müritlerinin, dinsel pornografinin en can alıcı sahnelerinde: 'Ana, baba, yenge, amca,' diye inlediklerine kalıbımı basarım.

Ama işte, Darwin gibi, Sigmund Freud da tu kakadır, dinsel çiftleşme müritleri indinde. Dr. Freud'un yüzyıl önce insan bilinçaltına değgin yaptığı çalışmaları, bulguları ve vardığı sonuçları okumak tövbe tövbe, günahtır. Ama anal ve oral seks, mübah!

Cahillik, sahtekârlıktır. Her tabunun ardında cehalet, önünde sahtekârlık vardır. Her cahil, eninde sonunda sahtekârdır.

Perihan Çiçek, ömründe bir tek kez özendi. Bir Viyana mağazasında, 380 şilinlik bir ceket beğenmişti. Üzerinde 300 şilin vardı. Kocasına yalvardı, üstünü tamamlasın diye. Tamamlamadı. Eve döndüklerinde, tutturdu diye bir de güzel dayak attı Perihan'a. Sürüden birileri, ertesi gün mağazaya gidip ceketi çaldığını söylediler Perihan'ın. O günden öteye, sokağa çıkartılmadı, kimseyle, kendi kardeşiyle bile görüştürülmedi. Zayıfladı, bir deri bir kemik kaldı Perihan. Ve önce çocuklarını öldürdü, sonra kendini. Yalnızca ESKİ ceketini alıp çıktığı evde, kendisine 80 şilini çok gören mümin mekânın bir çekmecesinde, 35 bin şilin vardı. Almadı Perihan. Çünkü hırsız değildi. Ama katil edilmişti. Cehaletten ve sahtekârlıktan kurtulmak değil, katil olabilmek şansı verilmişti yalnızca Perihan'a.