Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Hokus pokus, suç!

Radikal · 19 Ocak 2000

Türkiye'nin mutena mafya mevcudu, tanıdık bir Mercedes Susurluk yolunda aileye yabancı bir kamyonla ters ilişkiye girip üstünden tank geçmiş tavuğa döndüğünden bu yana, kaç düğün yaptı, unuttum. Ama Türkiye'nin asla ve kat'a mahkeme önünde buluşturamadığı Susurluk cemiyeti, toplu olarak son kez Sayın Drej Ali'nin kerimelerinin düğününde buluştu. Gözleri Yuvalarından Uğramışlar aşiretinin reisi ve DYP milletimin aziz vekili Sedat Bucak, kolt kalıbının adamı God Father Mehmet Ağar, Sami Hoştan ve Ayhan Çarkın gibi ağır topluları bir araya getiren düğünde, altıpatlar atılmadı, ama altı buçuk kilo altın takıldı. Türk polisi, mutena mafyamızı olağanüstü güvenlik önlemleriyle korudu. Hiç şaşırmadım. Türk polisi neyi, kimden koruyacağını bilir. Silahsız ve masum Türk halkı çok tehlikelidir. Her davetlinin, hepsi birer cephanelik koruma ordusuyla icabet ettiği düğüne saldırır, mafya babalarımızı tekme tokat hastanelik edebilir, hatta çıplak elleriyle oracıkta boğabilirdi kayıt dışı ekonomimizi. Ne yapardık biz o zaman mafyasız? Nasıl yasardı TBMM'miz Ağar'sız, Bucak'sız?

Evet, Türk polisi neyi kimden koruyacağını bilir. Örneğin, Drej Ali'lerin bu düzenin namusunu temsil ettiğini, düzenin yıkılması açısından en tehlikeli unsurların parasız eğitim için gösteri yapan, silah yerine slogan atan öğrenciler olduğunu bilir. Mutena mafya mevcudu rahat uyuyabilir, çünkü Türk polisi uyanıktır. Ne yapar eder, ülkenin asayişini tehdit eden öğrenci unsurları içeri tıkmanın bir yolunu bulur. Mahkeme gerekmiyorsa, sessiz sedasız itlaf eder. Mahkeme gerekiyorsa, ölüyü bile itiraf ettirir ve kendi yerleştirdiği delilleri kendi bulup verir.

Türkiye'nin asayişi, 28 Ocak'ta berkemal, sayın seyirciler. 28 Ocak'ta, parasız eğitim isteyen 9 öğrenci, Ankara 2 No'lu DGM tarafından çarptırıldıkları 48 yıllık hapis cezalarını çekmek üzere içeri tıkılacak ve Türkiye kurtulacak. Rahat uyuyabilirsiniz hepiniz.

Ah, aaah. Neler çekmedi Türk polisi, siz rahat uyuyabilesiniz diye. Dokuz üniversite öğrencisini içeri tıkabilmek için HOKKABAZLIK bile yaptı. Başlangıçta, çocukların suçları: Üniversite harçlarının kaldırılması için TBMM'de pankart açıp slogan atmak, birkaç mitinge katılmak falandı. Ancak bu AĞIR suçlar, dokuz öğrencinin toplumdan uzun süre bertaraf edilmesi için yeterli değildi. Dolayısıyla Türk mafyasının güvenliğini sağlamak ve düğün derneklerini korumakla yükümlü güçler, tuttular 'sanal' bir suç icat ettiler. 30 Mart 1996 tarihinde, bu çocukların Meşrutiyet Caddesi'nde 30 saniye süren korsan bir gösteri yaptıklarını ve molotofkokteyli attıklarını 'tespit' ettiler. Hatta içlerinden birine, 7 adet molotofkokteyli attığını itiraf 'ettirdiler'. Diğerleri, polisin tüm şefkatli okşayışlarına rağmen reddetti, ama olsun. Biçare itirafçı Metin Murat Kalyoncugil, şimdi hem hapse, hem de Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye hazırlanıyor. Doğrusu hakkı. 30 saniyede 7 molotofkokteyli atabilmek gibi bir dünya rekoru, Silvester Stallone'un bile harcı değil!

Ama nedense, koskoca Meşrutiyet Caddesi'nde bir cumartesi günü olan bu mitingi, polisten başka kimse görmemişti. Polis raporunda, trafik kesildi, yangın çıktı diye yazılı; oysa Ankara itfaiyesinin böyle bir yangına değgin hiçbir kaydı yoktu. Oysa başta Nuh Mete Yüksel, milli mafya mevcudumuzun resmi koruma timleri, bu öğrenci unsurların mahkûmiyetini sağlamaya kararlıydılar. Sanal gösteri dışında, iki öğrencinin evinde molotofkokteyli de buldular. Oğlunu cezaevinde ziyarete gelen bir öğrenci babası aynı hafta aynı evde kalmış ve kör değildi ama, polisin eliyle koymuş gibi bulduğu molotofkokteyllerini görmemişti. Varsa bile, baba yüreği dayanmaz, ne yapar eder yok ederdi. Bu arada polis, çok yoruluyordu, çok. Bir taraftan öğrencileri 'itiraf ettirtiyorlar', bir yandan bulacakları kanıtları imal, bir yandan da öğrencilerin 'suçsuzluk' yandaşlarıyla mücadele ediyorlardı. Örneğin öğrencileri savunma komitesinden Oya Gökbayrak'ın 'tekerlekli' iskemlesinin borularında, uyuşturucu bile buldular!

Oya Hanım'ın, polis baskınından bir gün önce tamirden dönen tekerlekli iskemlesi, tamire boş girmiş, uyuşturucu müptelası olarak çıkıvermişti. Polis polis değil, adeta hokkabazdı! Hokus pokus yaptığı her delikten bir delil fışkırıyordu. Ama bu kez Oya Gökbayrak'ı yargılayan mahkeme DGM değil, ağır cezaydı ve Oya Hanım'ı tahliye etmekle kalmayıp hokkabaz polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Oysa çocuklar... Çocukların beli kırılmıştı. Hayaları burulmuştu. Böbrekleri zedelenmişti. Kan tükürmüşlerdi. Ne gariptir ki, sorguları sırasında başka bir hünerbaz, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel de hazır bulunmuştu. Tebdil - i kıyafet olduğu için, çocuklar 'amca' diye konuşmuşlardı Nuh Mete Yüksel ile. Ankara'nın 2 No'lu DGM üyeleri, bizzat başsavcının hazır bulunduğu bir sorgunun mahkemede nasıl sonuçlanması gerektiğini bilecek kadar 'anlayışlıydılar'. Verdikleri 48 yıllık hapis cezası, ikinci kez gönderildiği Yargıtay tarafından onandı. O Yargıtay ki, başkanı Sami Selçuk, demokrasi tepsisinde kül bırakmamak için verdiği konserde ağustosböceğine taş çıkarır, ama böyle bir dosyanın üstüne ğilirse, beli tutulurdu.

Türkiye, kimi kollayıp kimi kovalaması gerektiğini iyi bilen bir ülkedir.

Çakıcı'yı sorgulayamaz, Susurluk'u aydınlatamaz ama, şapkasından suç çıkarmasını çok iyi bilir.