Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Her kapağın altından çıkan

Radikal · 21 Ocak 2000

Nedense adı ve soyadıyla değil, yalnızca Elian ve kurbanın masumiyetine dikkati çekmek için önüne 'küçük' sıfatı eklenerek anılan Kübalı çocuğun öyküsünü duymuşsunuzdur. Boşanmış bir çiftin sevimli oğlu Elian'ın macerası, annesinin elinden tutup ABD'ye kaçak göçmen taşıyan bir gemiye bindiği gün başladı. Gemi battı, annesi diğer yolcularla birlikte boğuldu, ama zavallı kadın ölmeden önce yavrusunu bir şambrelin ortasına oturtmayı başarmıştı. Ve inanılmaz gerçekleşti: Minik Elian, denizin ortasında tam iki gün, yemeden içmeden, çocuklara özgü o muhteşem dirençle yaşadı. Ama asıl şaşılacak yan, koca okyanusun üstünde kaderine terk edilen Elian ve onu taşıyan şambrelin çevresinde, yunusların aldığı tertibattı. Bir yunus sürüsü, iki gün boyunca eşlik ettiler şambrele, köpekbalıklarından korudular Elian'ı ve çocuğu kurtaran balıkçılara, yine yunuslar haber verdi şambrelin deniz üstündeki varlığını. Şaşılacak yan dedim ama, aslında yunuslar konusunda uzman araştırmacılar, bu memelilerin insanlara yakınlığını ve bazen ölümleriyle sonuçlanan zaaflarını bilirler.

Deniz tarihi, yunuslar tarafından kurtarılan kazazede öyküleriyle doludur.

Elian öyküsünün devamı, tam bir Walt Disney masalı. Ölen annesinin akrabaları, çocuğa sahip çıkıp ABD'de kalmasını istediler. Havana'da yaşayan babası ise, babalık haklarına dayanarak kendisine, yani Küba'ya iadesini. Amerikan yargısı, Küba'daki Castro rejimiyle ipleri

gereksiz bir konuda germemek için, Elian'ın babasına teslim edilmesine karar verdi.

Ama araya, kendisi de bir Küba göçmeni olan reklamcı Armando Gutierrez girdi. Armando Gutierrez, yargının kararını temyiz etmek için ABD'nin en ünlü avukatlarını tuttu. Elian'ı basına 'açarak', küçük çocuğun Disneyland'de eğlenirken, hediyelere gark olurken filmlerini çektirdi, televizyonlara çıkardı ve gıcır gıcır oyuncak arabasını kullanırken, kendi ağzından: "Küba'ya dönmek istemiyorum!" sözlerini duyurdu. Halen Amerikan Kongresi, işi gücü bırakmış ve Elian'la uğraşır durumda. Reklamcı Gutierrez yandaşları, 6 yaşını dolduran minik Kübalıya Amerikan yurttaşlığı verilmesi için çabalıyor. Yurttaşlık verilirse, yargı kararı kadük olacak ve Elian ABD'de kalacak.

Ancak Küba da boş durmuyor. Babası dışında Castro da sahip çıktı Elian'a. Dünyanın dört bir yanına elçiler gönderen Havana yönetimi, 'dost' ülkelerden Elian'ın Küba'ya dönüşü için destek istiyor. Böyle bir elçi, bugün Paris'te. Ve Fransız hükümetinin ağzından: "Elian'ın yeri, babasının yanıdır," mesajını koparttı. Sizin anlayacağınız küçük bir oğlan çocuğu, ABD ile Küba arasında, Domuz Körfezi çıkartması ve Rus füzelerinden sonra yaşanan en büyük kriz haline geldi. Gülmek mi gerekir, ağlamak mı, bilemiyorum.

Aslında, evrensel hukuk açısından Elian'ın ABD'de kalması için hiçbir gerekçe yok. Ama kalması için çalışanlar, umulmadık bir merciiden azımsanmayacak bir destek sağladılar: Küba'nın koruyucusu bakire Meryem'in 'Bakır Merhamet' heykelinden. Bakır merhametli Azize Meryem'ciler, küçük Elian'ın yunuslar tarafından korunmuş, kutsal hindi Thanksgiving günü kurtarılmış olmasını dini bir mucizeye bağlıyor, Elian'ın 'sulardan kurtarılmış Musa' efsanesinin bir devamı olduğunu ve mucizenin tamamlanması için Elian'ın ABD'de kalması gerektiğini savunuyorlar.

Korkarım 21. yüzyıl, tüm dinlerin önce patlama yaptığı, ardından inanırlık ve güvenirliklerini yitirdiği bir yüzyıl olacak, sevgili okurlar. Her çıkışın bir inişi olduğu için böyle olacak bir, söz konusu tırmanışta kaçınılmaz bir din hesaplaşması da yaşanacak, iki. Yakından bakılacak olursa, tüm etkenler hazır, katmanlar yavaş yavaş oturuyor yerlerine. Dünyanın bir yanında, küçük bir çocuk Azize Meryem'e dayandırılarak belli bir 'rejim' mücadelesinde kullanılıyor. Diğer bir yanında, cinayet ve hunharlık, 'katli vaciptir' formülü ardında İslamiyet destekli yapılıyor. Örneğin İstanbul'un göbeğinde Hizbullahçıların işlediği cinayetler de bir rejim meselesi; seks manyağı Adnan hocacıların da cinsel özgürlüğü dinsel anlamda örgütlemeye çalışması da, rejim mücadelesine dayandırılıyor. Neyin gerçekten rejim sorunu, gerçekten dinsel ve kutsal olduğu, artık pek önemli değil. Önemli olan, önümüzdeki yıllarda yenilecek her haltın sosuna bir tutam 'dini meşruiyet' katma eğilimi. Bu yayılmanın, dinsel yoğunluğun parçalanmasıyla sonuçlanacağı belli. Ancak o zamana kadar, din adına daha çok kan ve mürekkep akıtılacak gibi görünüyor.