Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Oportünist devlet

Radikal · 22 Ocak 2000

Çok merak ediyorum, Türkiye'yi saran Hizbullah cerahatinin çıban başı Hüseyin Velioğlu'nun cenaze namazı kılınacak mı, kılınmayacak mı? Kılınırsa, imam cenaze için 'Hakkın rahmetine kavuşan' anlamına gelen 'merhum,' diyecek mi, demeyecek mi? Derse, ahaliye dönüp: "Merhumu nasıl bilirdiniz?" diye soracak mı, sormayacak mı? Sorarsa, ahali ne diyecek? İyi bilirdik mi diyecek, yoksa kötü bilirdik mi?

Türkiye'de hiçbir ölünün cenazesi, 'Kötü bilirdik!' diye kaldırılmamıştır. Oysa yaşayanların da, ölülerin de en azından yarısı kötü insanlardır. Hepsi için 'İyi bilirdik!' cevazı, aslında Tanrı'ya karşı söylenen bir yalandır ve işin tuhafı kimse, tek bir Müslüman bile, söylediği bu yalandan korkmaz, günah işlediğini düşünmez. En kötü bildiği kişiyi, 'İyi bilirdik!' diye uğurlarken, işi Allah'a havale edip, iyisini kötüsünü onun ayrımına bırakır, etliye sütlüye karışmaz. Bu kaypaklık, aslında 'Adam sende!', 'Bana ne?', 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın,' anlayışının bir parçasıdır.

Kötülükleri ve pislikleri temizlemeyi Allah'a havale ede ede, bugünlere geldik işte. Oysa kötülüklerin ve pisliklerin yaratıcısı, bizlerdik. Ama temizliğini hiç üstlenmedik, sokaklara attığımız çöpleri belediyenin temizlik işçilerine havale eder gibi, yarattığımız kötülük leşlerini de Allah'a havale edip duruyoruz. Tabii 'biz' derken, ne sizi kastediyorum, ne de kendimi. Ama ne yazık ki, ezici çoğunluğunu pislik yaratıcılarının oluşturduğu bir bizliği yaşamak zorundayız, bu ülkede, hepimiz.

Hizbullah'ın vahşeti kazıldıkça, ortaya çıkan manzara karşısında hem iğreniyor, hem de seviniyor millet. Din adına kimlerin neler yaptığını ilk kez bu denli açıklıkla görüyor ve iğreniyoruz. Teker teker yakalanıyorlar diye de seviniyoruz. İğrenmek tamam da, sevinmek yersiz. Çünkü bugün Türkiye'de, hiç kuşku duymayınız ki, nüfusun üçte biri her an katil olabilecek yapıda ve Hizbullah kafasındadır.

Örgütün kaçırıp öldürdüğü işadamlarının kimliğine dikkatle baktığınızda, garip bir gerçek çıkıyor ortaya. Bir bölümü eski suçlu, bir bölümü koyu dinci, nurcu vb. Bir bölümü, Hizbullah'ın kurduğu tuzağa, tıpış tıpış kendi ayaklarıyla gidip düşmüş. Yani örgüte yakın ve alışverişte oldukları anlaşılıyor. Hizbullah canileri adeta, görüşlerine taban tabana zıt olmayan, tam tersine yakınlık gösteren insanların katlini 'vacip' bulmuşlar. Durum, en azından tuhaf.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, "İslam, insan öldürmeyi günah sayar. İslamiyeti yanlış yorumlayanlar, tarihte en vahşi cinayetleri işlemiştir," demiş. Tümüyle katılıyorum, haklı. Ancak kimsenin sormadığı ve belki de yanıt almaktan korktuğu çok önemli iki soru var:

İslamiyeti yanlış yorumlayanların sayısı niçin bu kadar çok?

İslamiyeti yanlış anlamak niçin cinayet işletiyor?

Bırakın yanıt aramayı, bu iki sorunun vehameti bile, Türkiye'de devlet adamlarının, 'cinayetle sonuçlanan yanlış anlamalara açık' bir dinciliğe verdiği tavizlerle, nasıl ateşle oynadıklarını ve bugünkü yangında en büyük sorumluluk payını taşıdıklarını gösteriyor. Atatürk, Türkiye'de dinciliğin ne kadar büyük bir tehlike olduğunu biliyordu. Laikliği boşuna ilan etmedi. Önce Türkçe ezanı Arapçaya çevirenler, ardından namaz kılıp tekbir getirerek oy toplayanlar, sonra imam hatip okullarını açanlar, tekke reislerini, hacıları hocaları Çankaya'ya davet edenler, Fethullah Efendi'ye para ve destek sağlayanlar, okul açtıranlar, kılık kıyafet yasasını deldirenler, bir zamanlar komünizme, derken PKK'ya karşı dini imanı ve Hizbullah'ı kullanan asker ve siviller, bugün Türkiye nüfusunun üçte birine sıçrayan irtica ateşinin kundakçılarıdırlar. Nüfusun üçte biri, diye ısrar ediyorum. Çünkü irtica yalnız RP'nin şemsiyesinde değil. Bugün TBMM'de temsil edilen tüm siyasal partiler, mürteci dolu. Bazılarında bu oran, yarı yarıya.

Akit gazetesi ve aynı oturağa ıkınan aşırı sağcı basın, Hizbullah cesetleri fışkırınca topraktan, vahşet mahşet diye manşet atmışlar. Ahmet Taner Kışlalı'yı hedef gösteren Akit, o vahşetin bir parçası, hatta kuklacısı değil miydi? Aynı gazete, 2000 yılının ilk günlerinde beni hedef gösterdi! Ne umuyorlar, sindirip susturacaklarını mı? Susmayacağım. Hem susmayacağım, hem de ihbar ve tazminat davası açıyorum. Kazanırım, kazanmam. Her şeyi yapabilirler, biliyorum. Ama onlardan korkmayı, kendime yediremem. Korkup susmayı, asla. Kötü bildiğimi, 'İyi bilirdim,' dedirtemeyecek kimse bana. Bunca insanını, aydınını, cinayet tellallarına yediren devlet utansın.

Çünkü bu sakat kafayı, bu cani ruhları, Türkiye'deki oportünist devletçilik yarattı.