Bilabedel kıyaklar
Radikal · 5 Şubat 2000
"Türkiye'de halk, yaşayabilmek için yiyor. Türk politikacıları ise,
yemek için yaşıyorlar."
(Gökçe ASOVA)
Bizim oğlan, güneşi bilgisayar olan bir galakside yaşar. Ama bilgisayar çevresinde dönen gezegeninden, evrenin kara deliklerini, diğer galaksilerini, patlayıp sönen yıldızlarını da gözlemler. Dünyamıza yönelik ilgisi ise, Windows ve Linux sistemleriyle sınırlıdır. Dolayısıyla, İstanbul Alcatel'de yaptığı üç aylık bir staj sonrası yuvaya dönüşte, yukardaki cevheri yumurtlayınca, küçük dilimi yutuyordum şaşkınlıktan. Deyişin aslı böyle değildi, ama Türkiye'nin hali pür melali, bizim oğlanı bile 'sosyal' içerikli laf oyunları düşünmeye itmişti. Alcatel'de kucak dolusu dost edinmişti. Birkaç dil bilen Türk mühendislerden, dünyanın neresine giderse gitsin konusunda uzman iş arkadaşlarından saygı ve hayranlıkla söz ediyordu, ama böyle güzel insanların yaşadığı ülkemizin televizyonlarında boy gösteren politikacılarımızı hiç beğenmemişti. Kiminin niçin 'bu kadar' yaşlı olduğunu, kiminin neden böylesine kötü Türkçe konuştuğunu, iyi Türkçe konuşanın da niye evirip çevirip hep aynı lafları söylediğini bir türlü anlamamış. Ama Türkiye'den 'Kıyak Emeklilik Yasası'nı çok iyi kavramış olarak döndü Gökçe.
Dönüş biletini almak için gittiği bir THY bürosunda, sıraya girmiş. Önünde bekleyen kişiye sıra gelince, ister istemez kulak misafiri olmuş. Adam, halen iktidardaki koalisyon partilerinden bir milletvekilinin adını vererek, şoförü olduğunu belirtmiş ve sıkı durun, Cape Town, Miami, New York, Bangkok, Chicago istikametlerine, gidiş ve dönüş tarihleri açık beş bilet almış! Gökçe, "Biletlerin BİLABEDEL olduğunu söylediler anne, bilabedel ne demek?" diye sordu. Düşündüm doğrusu. Türkiye'de 'bilabedel', gerçekten bedelsiz mi demekti, yoksa milletin ödeyip vekilinin yediğine mi diyorlardı bilabedel?
Söz konusu İstanbul milletvekilinin adını vermiyorum. Çünkü Cape Town'a uzay füzelerinin fünye sistemini, Miami'ye Disneyland'ın finans performansını, New York'a Broadway vitrinlerini, Bangkok'a menengogok virüsünü, Chicago'ya el yapımı tabanca imalatını incelemeye giden diğer TBMM heyetlerine ayıp olur doğrusu.
Sayın vekillerimizin, neden maaşlarının yetersizliğinden yakındığını ve neden 'kıyak emeklilik' ihtiyacı içinde kıvrandıklarını anladım birden. Maaşlarından yakınıyorlar, çünkü bu yolculuklar ne kadar bilabedelse de, otel, yemek, çoluk çocuğa bir şeyler almak derken, harcırah bitiyor, cepten de bir şeyler harcamak gerekiyor ve elbette hem Türkiye'de milletliğe, hem ABD'de vekilliğe tek maaş yetmiyor. Kıyak emeklilik istiyorlar, çünkü ABD ve Bangkok'tan giyinip kuşanan analar, danalar ve çocuklar alışıyorlar belli bir düzeye, vekillik bittikten sonra kızağa çekilmek güç, milletin cebinde kayak yapabilmek için kıyağa binmek gerekiyor.
Ben bütün bunları düşünürken, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nden bir basın duyurusu geldi. Vekillerimizin onda bir maaşını alamayan rektörler: " TBMM üyelerine ayrıcalıklı emeklilik hakkı tanıyan ve kamuoyunca Kıyak Emeklilik olarak tanımlanan uygulamadan, üniversite rektörlerinin de yararlandırılması ile ilgili girişimi, üniversitelere yönelik bir tür rüşvet kabul ettiğimizi, karşısında olduğumuzu ve daha önce de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş girişimler gibi, bu yasanın da iptal edileceğini umduğumuzu, Türk kamuoyuna önemle duyururuz" diyorlar.
Bu vekiller bu millete, ne yapsalar az. Çünkü milletin parayla satın alınamayacak bölümüne, ne yapsalar yaranamayacaklar.