Kalemimin kenarları
Radikal · 9 Şubat 2000
Ana haberleri izlemekten, kız oğlan kız haberleri mi desem, parlak haberleri mi desem, sizin anlayacağınız yavru haberleri, üstelik bazen beni şahsen konu alanları bile atladığım oluyor. Sevgili okurum İsmail Bedrioğlu olmasa, bugünkü cıvıltımın kaynağı, köşemin neşesi haberden bihaber yaşayıp gidecektim. Meğer naçiz yazarınız, TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut'un hışmına uğramış da, haberi yokmuş. Meğer naçiz yazarınız, yüce meclisimizin 'kara listesi'ne
alınmış da ruhu duymamış! Meğer naçiz yazarınız, artık milletvekilleri için yayımlanan 'Basında Bugün' isimli bültene giremeyecekmiş de kılı bile kıpırdamamış. Sabah gazetesinin 4 Şubat tarihli haberine göre, milletvekillerinin kendilerine çektikleri 'kıyak emeklilik' konulu yazılarından dolayı, aralarında bendenizin de bulunduğu 11 gazeteciyi söz konusu basın bülteninden aforoz ederek cezalandırmışlar ve de Sayın..ın..ın..ın (kesinlikle hakaret olmayıp ekolu yayındır) Akbulut: "Bazı köşe yazarlarına bir ay süreyle Meclis bülteninde yer vermeyeceğiz, ANLAYANA ÇOK BİLE!" demiş.
Ah..ah..aaaah, ah! Bir üzüldüm, bir üzüldüm, üzüntüden ne yapacağımı bilemedim, dizlerime vura vura ağlıyorum, sevgili okurlar. Tabii gülmekten. Hem gülüyorum, hem de, "Meclis beni okumazsa beni şimdi kimler okur, ah ben Meclis'siz ne yaparım, gazeteciliğimi kimlere gösterir, yazarlığımı nasıl kanıtlarım?" diye dövünüyorum.
Kalemimin kenarları.
Takmaz olur muyum ben böyle bir cezayı?
Yalnız anlamadığım 'bişiy' var: Niçin, "Anlayana çok bile!" demiş acaba Sayın..ın..ın Akbulut? Neyi anlayacağız efem? Aymaz milletimin aziz vekillerinin, gazeteleri kendileri okumak yerine, Meclis basın bültenini kıraat eylemekle yetindiklerini mi? Asgarisi katmerli, emekliliği çifte kavrulmuş maaşlarının gazete satın almaya yetmeyip de bedava bültene talim ettiklerini mi? Yoksa, "Elimizde olsa, sizi bültenden değil, yazdığınız gazetelerden çıkarır atarız!" mesajını mı algılamalıyız, "Anlayana çok bile!" sözünden.
Yoksa, yoksa... Bize iş ve aş veren gazetelerimize, patronlarımıza bir 'uyarı' mı gizli bu lafta? "Senin şu yazardan hoşnut değiliz, münasip bir zamanda icabına bak, gün ola, harman ola, haaa!" türünde bir tehdit mi yöneltiliyor işverenlerimize?
Sizi gidi sansürcüler sizi! Sizi gidi otoriter demokratlar! Sizi gidi şipşakçılar! Kapan da kaçan mı var?
Kapan sizsiniz ama, kaçan yok karşınızda.
O Meclis'te benim saygı duyduğum vekiller de var. Ne yazık ki sayıları çok az. Onlar zaten basın bültenleri ve başkasının yaptığı özetlerle yetinmez, doğru düzgün gazete okurlar. Benim sözüm, TBMM'nin başkanlık baş sansürcüsü ve çömezlerine, kıyak emekliliğe parmak kaldırıp milletin cebine daldıranlara, bir de DYP'li Saffet Kaya mayasındaki zevata. Bu zerzevat, kıyak emekliliği eleştiren gazeteciler için: "Bazı satılık kalemler alçaklık yapıyorlar. Hiç utanmadan bize saldırıyorlar. Bunlar vatan hainleridir, hatta PKK'dan bile tehlikelidir," demişti anımsarsanız.
Vallahi, PKK ve Hizbullah'ın yetiştiği bu tarlayı biz sulamadık, bu ülkenin Meclis'inde biz hiç bulunmadık. Kalemimiz satılıksa, alıcısı yalnızca okurlarımız. Utanmaya gelince, kellesini parti parti pazarlayanlara galiba daha yaraşır!