Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Hayrını görmeyin

Radikal · 12 Şubat 2000

Her gün, sanki kendi kendini inandırmak istiyormuş gibi büyüklüğünü haykıran Türkiye; nasılsa büyür diye bir numara büyük alınan ayakkabılardan topuğu fırlayan, paçaları yerde sürünen, kemeri belde durmayan, elini uzatınca kol ağzı sıkılan, bir öksüz çocuk. Oysa analığı, babalığı, ağabeyliği pek çok. Zaten bu analık, babalık ve ağabeylikler biçiyorlar Türkiye'ye, hep iki boy büyük bedenleri. Hayırsever terzilerimizin kendileri de büyük. Ana, baba, ağabey demediğimiz zaman 'devlet büyükleri,' ya da kısaca 'büyüklerimiz', diyoruz onlara.

Ama 'büyüklerimiz'in üstüne gerçek büyüklüklerini, son yıllarda yüklemeye başladık. Artık 'büyüklerimiz' deyince, büyük hırsızları, büyük kaçakçıları, büyük yalancıları, büyük kapkapçıları anlıyoruz. Bizi yarım yüzyıldır 'bir gün büyüyecek' öksüz çocuk gibi giydirenlere karşı, korkunç, acımasız bir güven erozyonu başladı. Büyük Türkiye diye diye, terör örgütlerinin, irticanın, silah kaçakçılığının, soygunculuğun, yalancılığın beslenip büyümesine tanık olduk yalnızca. Bizim Türkiye'miz, yine o cılız enseli, öksüz çocuk. Büyüklük terzilerimize inanmıyoruz artık. Hatta hırsızlığı kanıtlanmış hırsızlara bile inanıyoruz da, onlara inanmıyoruz.

Örneğin ben. Orta çaplı hırsızlarımızdan Ayvaz Korkmaz, yıllarca bakanlık, on yıllarca milletvekilliği yapmış büyüğümüz İsmet Sezgin, nam-ı diğer İsmet ağabeyimiz için 'rüşvet yedi,' dediğinde ve ağabeyimiz İsmet, 'İftira!' diye haykırdığında, ne yalan söyleyeyim, hırsız Korkmaz'a inanıyorum.

Bir başka korkmaz hırsız çıkıp, 'babamız'a da aynı iftirayı atsa, vallahi ve billahi, yine inanırım. Hatta şimdiye dek atılanlara inandığım gibi, henüz atılmayanlara bile inanıyorum. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller başta olmak üzere, bugün Meclis'te bulunan istisnasız tüm milletvekillerine, tüm devlet adamlarına, tüm politikacılara atılan ve atılacak tüm iftiralara da inanmaya hazırım, ne yazık ki.

İftira ya da iddialara gözü kapalı prim vermek, aslında çok ayıp, çok yanlış. Ama bu ayıp gerçekten benim mi? Acaba kaç önyargı infazından kaçı yanlış? Hangi iftiradan kaçı araştırıldı ve kaç politikacı aklandı?

Türkiye'de kaç politikacı, hırsızlık ve rüşvet suçlarından yargılandı? HİÇ. Bu HİÇ, Türkiye'de hırsız ve rüşvetçi politikacı yokluğuna değil, tam tersine, tüm politikacılara basılan 'ortak suçlu' farikasının alametidir artık.

Bugün TBMM, yıllar öncesinden başlayan bir erozyonun sonucu olarak tam bir güven çölüdür. Ve ne kadar acı ki, erozyonun göbeğine oturan şahıslar, TBMM'ye güveni yeniden yeşertmek için çalışacakları yerde, halktan yükselen tepkiye sağır, vurdumduymaz bir arsızlık içerisinde, güven çölündeki son 'ot'ları yiyip yutmakla meşguller.

Cumhurbaşkanı'nın onayladığı kıyak emeklilik yasasıyla milletvekilleri, bırakın asgari ücretliyi, bu devlet için otuz yıl çalıştıktan sonra 150 milyon lira alan emekli milletini dört yıl temsil etmek karşılığında 750 milyon emeklilik maaşı, artı temsil tazminatı alacaklar. Üstelik yeni öğrendik, bir önceki kıyağı bozduğunu sandığımız Anayasa Mahkemesi, kararı resmi gazetede yayımlamadığı için ZATEN alıyorlarmış!

Hayrını görmeyin efendiler! Biz dua bilmeyiz mi sandınız? İnkisar etmesini bile biliriz. Hayrını görmeyin, ağzınızdan burnunuzdan gelsin ve yalnız sizden değil, yedirdiğiniz sülalenizden de çıksın bu günahın vebali. Anayasa Mahkemesi'ne gelince, o merciin ne olduğunu da böylece anladık. Güven erozyonu tam gaz. Büyük Türkiye, gerçekten büyük bir çöl artık.