Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Abdesthane kültürü

Radikal · 18 Şubat 2000

İki gündür yemekten içmekten kesildim. Arpacı kumrusu gibi düşünüyorum:

Acaba ben bir vatan haini miyim?

İnsan beyninde yılan gibi kıvrılan böyle bir soruyu taşımak, hoş bir duygu değil. İnsan beyni diye vurguluyorum, çünkü bir süredir kendimi Visitors dizisinde figüran sanıyorum. Hani sekiz on yıl önce, TRT'de gösterilmişti. Ekranlarımızı kocaman bir V harfiyle, gezegenimizi insan kılığında işgal eden uzaylı 'Ziyaretçiler'di. Tıpatıp benzedikleri için önce insan sanılmışlardı. Dünyalı direnişçilerin arasına karışan 'casus'ları vardı. Foyaları ortaya çıktığında, derilerini cart diye soyuyor ve insan suretlerinin ardındaki canavar suratlarını, gerçek yüzlerini gösteriyorlardı.

Tıpkı kara çarşaflar sıyrılınca ortaya çıkan sakallı ve pis suratlar, makarovlar, takarovlar ve kalaşnikovlar gibi.

Türkiye'ye ne kadar yansıdı bilmiyorum, geçen hafta Almanya'da Kaplancı diye bilinen Türklerin mahkemesi ve bendenizde bir vicdan ajitasyonu başladı. Söylemesi kolay değil, ama itiraf etmek zorundayım: Türklüğümden utanıyorum. Sözde halife Metin Kaplan ve müritleri ile aynı milliyeti paylaşmaktan duyduğum iğrenti ve hicap, son celsede doruk noktasına ulaştı. Ve daha da kötüsü, bu kubur böceklerini yargılayan Alman mahkemesine, mahkeme başkanı Breitling'e karşı sempatiyle karışık bir acıma duygusu beslemeye başladım. Hani yani bıraksalar, soluğu Almanya'da alacak, yüzümü Alman toprağına sürecek ve Almanların Nazi kurbanı Yahudilerden dilediği gibi özür dileyeceğim Alman milletinden, milletimin bu zavallı millete reva gördüğü manevi işkence için.

Aslında bir cinayet davası olan Kaplancılar mahkemesinin bu duruşması, Yargıç Ottmar Breitling'in bir uyarısıyla başladı, sevgili okurlar. Breitling, Kaplancı müritlerden: "Bundan böyle abdest almamalarını," istedi ve abdest alırlarsa, alanlar hakkında tazminat davası açacaklarını belirtti.

Neden biliyor musunuz?

Metin Kaplan ve müritleri, Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi tuvaletlerinde abdest alır, yani TEMİZLENİRKEN, tuvalet ve lavaboları tuvalet kâğıtlarıyla tıkamış, sifon çekmedikleri için tuvaletler, tıkadıkları için lavabolar taşmış, abdestli zevat, zaten tuvaletten çok ortalık yere dışkılamış ve bu dışkı öbeklerini parmak parmak alarak duvarlara sürmüşlerdi!

Böyle bir manzarayı, hiçbir Alman yargıç uyduramaz, çünkü tasavvur edemez. Ama kentlerarası otobüs yolculuğu yapan her Türk; bu skatoloji geleneği ve dışkı parmaklama âdetinin Kaplancılarla sınırlı olmadığını gayet iyi bilir, değil mi?

Almanya hapishaneleri, Türk mahkûm doldu taşıyor, sevgili okurlar. Karısını kızını kesenler, kendi evlerini yakanlar, hırsızlar ve kaçakçılarla Türkiye'nin bir CÜRÜM özetini yansıtan Almanya'da, bir buçuk milyon Türk arasında işlenen suç oranı, 80 milyon Alman arasında işlenen orandan 1.3 kat daha yüksek. Şimdi söyleyeceklerim, bazılarını çok kızdıracak, ama gerçek: Avrupa'da aşırı sağcı ve ırkçı partilerin yükselişe geçtiği tüm ülkeler, Türk göçmenlerin çoğunlukta olduğu yerler. Yani Haider'in Avusturya'daki çıkışını, büyük ölçüde bizim Türklerin varlığı ve toplumda yarattıkları 'isyan duygusuna' borçluyuz. Nazizm'in yarattığı suçluluk duygusunu henüz üzerlerinden atamayan Almanların, eli kulağında. Belçika, gelecek seçimlerde faşistler kazanmasın diye, anayasasını değiştirmeye çabalıyor.

Elbette bir haksızlık bu. Çünkü bu ülkelerde yaşayan Türklerin çoğunluğu, adam gibi adamlar.

Ama ne yazık ki kurunun yanında yaş da yanıyor ve İYİ Türkler de kötülerin yarattığı düşmanlığın kurbanı oluyorlar.

Tüm sarışın ve Kuzeyli hanımlara Nataşa muamelesi çeken bizim Türk kafamızda nasıl bir ırkçılık oluştuysa; işte Almanların kafasında da benzeri bir ırkçılık oluştu, Türklere karşı.

Söyleyin, vatan haini miyim ben, böyle düşünürken? Sizin de zaman zaman, utandığınız olmuyor mu kiminin şerbetçi, kiminin şeriatçı, devletin ise ibrikçibaşı olduğu bir abdesthaneyi skatol düşkünleriyle paylaşmaktan?