Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Demek ki neymiş?

Radikal · 23 Şubat 2000

Canım babam, kravata 'medeniyet yuları' derdi. Takmayı hiç sevmezdi. Onun için kravat bir kalıptı, bir zorunluluğun simgesiydi. Oysa ömrünün yarısını, subay üniforması içinde geçirmişti! Ordudan ayrıldıktan sonra, onu çok az kravatlı gördüm. Her seferinde oflayıp puflayarak takar ve bir türlü doğru düzgün bağlayamazdı. Pek çok erkek için kravat, takım elbisenin otoritesi, meslekte ciddiyetin, makamda resmiyetin, düğümlü göstergesidir.

Kim derdi ki kravat 'özgürlüğün' sembolü olacak bir gün?

İran'daki şeriat rejimi, gelir gelmez neyi yasaklamıştı erkek kılığında? Batı medeniyetinin yuları, kravatı. İran'daki şeriat rejiminden gına getirenler nasıl ifade ettiler artık molla sarığı görmekten bıktıklarını? Kravat takarak. Yalnız sarıktan değil, poturdan, entariden, uzun paçalı dondan, cüppeden, sakaldan, tespihten ve mollaları görünüş olarak molla yapan her şeyden bıktı İranlı erkekler. Ve bıkkınlıklarını, değişim istemlerini, 'alafranga' takım elbise giyerek, sakallarını bıyıklarını keserek gösteriyorlar. Ama en önemlisi kravat! Çünkü kravat, Batı uygarlığının şeriatça yasaklı sembolü. Dolayısıyla bir direniş İran'da kravat takmak.

Ya kadınlar? İran'da özgürlük rüzgârları estiğini, mollalar rejiminin tehlikede olduğunu, seçimlerde reformcuların önde gideceğini, İranlı kadınların bir gıdım saçlarını göstermesinden, bir çimdik makyaj yapmasından, çarşaf altına blucin çekmesinden anlamadık mı? Kalemine sağlık, Türker Alkan ustam ne güzel yazdı geçenlerde: Türkiye'de tüm kadınların 'doğal' saydıkları temel haklara, 'özgürlük' diyorlar İran'da!

İran'da toplumun ezici çoğunluğu, sandık başına saçını başını özgürce açabilmek, istediği gibi giyinebilmek, kızlar erkeklere, erkekler kızlara dokunabilmek; dans etmek, gülmek... Yarabbi! Kahkahayla, ortalık yerde, kırbaçlanmak korkusu olmadan gülmek, bir yudum içki içmek, kadeh tokuşturmak, belki öpüşmek için gitti.

Oysa aynı toplum, o insanların kendileri değilse ana babaları ya da ağabeyleri ve ablaları, aynı ezici çoğunlukta ve 1979 yılında, 'kara çarşaf' özgürlüğü için, alkol içenleri falakaya yatırmak, kızları erkeklerden ayırmak, öpüşmeyi yasaklamak, sevişenleri recm etmek HAKKI için iktidara yürümüşlerdi.

Yıl 1979. Yıl 2000. Nereden nereye! 21 yıl önce kapanmak için özgürlük istiyorlardı, 21 yıl sonra açılmak için istiyorlar.

Demek ki neymiş arkadaşlar?

Demek ki kara çarşaf bir sembolmüş. Demek ki türban, bir sembol. Demek türbana uzanan eller kırılacak diyenler, İran'da 21 yıl önce iktidara yürüyenlerin bacanakları. Ama işte artık, bizim şeriatçıların gitmek istedikleri yolu gidip de dönen İran'da, kara çarşaf tu kaka. Türban tu kaka. Açık baş, rüzgârda

uçuşan saçlar sembol. Baş açmak özgürlüğü isteniyor. Ne yapacağız şimdi? Daha doğrusu, Türkiye'de özgürlük diye türban sallayanlar hangi yılana sarılacaklar?

İran, özgürlük istiyor evet. Dini yasaklardan da, dincilerden de gına getirdi. Peki ama kurtulabilecek mi bu binlerce yıllık yaşlı uygarlık, teslim olduğu 21 yaşındaki bir musibetten? Evet, kurtulacak. Ama kurtuluşu çok kanlı olacak. Şeriat dediğiniz vahşet, seçimle gider mi sandınız? İran'da şeriat ZOR kullanarak geldi, ZOR kullanarak gidecek. O fanatik devrim muhafızları, o cellat 'basıcular', o taş kafa mollalar, efendi efendi yıktırırlar mı varlıklarını borçlu oldukları rejimi?

Devamı cumaya. Çünkü İran, çok önemli bir konu.