Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

İraniye nasıl kurtulur?

Radikal · 25 Şubat 2000

Binlerce yıllık yerleşik bir uygarlık. Olağanüstü zenginlikte yazılı bir kültür. Sanatta inceliğin ve zarafetin simgesi. Osmanlı'nın açık seçik ve kesin zafer kazanamadığı, gerçekten işgal edemediği, yönetimine bağlayamadığı tek ülke: İran. 21 yıldan beri İran'ı sarmalayan şeriat rejiminin ve mollalar hükümranlığının, bu ülkenin görkemli tarihinde bir parantez olduğunu düşündüm hep. Binlerce yıllık uygarlıklarda, yirmi, otuz, hatta elli yıllık şaşkınlıklar, birer parantezdir. Açıldıkları gibi kapanırlar. Yüzyıl bile bir şey değildir, bin yılların arasında. İran, günün birinde bu rejimden kurtulacak ve edebiyatının, kültürünün tüm ışıklarını yakacağı bir özgürlüğe kavuşacak, biliyorum. Şah dönemi dahil olmak üzere, İran'ın ışıkları uzun yıllardır karartma altında. Monarşik bir dikta rejiminden kurtulmak isterken, şeriat yılanına sarıldı, sonuç ortada.

Yine boğuluyor.

Son seçimlerde, başta Batı medyaları olmak üzere pek çok yorumcu İran'ın 'kurtuluş' sinyallerini gördüler. Parlamentoda reformcular çoğunluğu kazandı, deniyor. Rejimde bir yumuşama bekleniyor. Bence yanlış. Gerek İran halkı, gerekse yabancı gözlemciler, boşuna umutlanıyorlar. Bu sistem kolay değişmeyecek ve değişmez. Çünkü kilitli. Ve seçim sonuçları, söz konusu kilitleri bırakın açmayı, doğru anahtarları bile vermedi İran halkının eline.

İran rejiminin temelinde, 'rehber' denilen ruhani lider olgusu var. Bu kadro, halen Hamaney tarafından dolduruluyor. Aslında tüm icra yetkisi, bu rehber ve rehberin seçtiği 12 kişilik 'devrim muhafaza konseyi'nin elinde. Ne bu rehber ne de konsey üyeleri, halk tarafından seçilmiyorlar.

Henüz sonuçları alınan yeni seçimlerde, meclise girecek tüm milletvekili adaylarını bu güvenlik konseyi onayladı ya da onaylamadı. Yani kimisi ya da çoğu için reformcu denilen yeni milletvekilleri, halk tarafından tanınmıyorlardı. Kim ve ne oldukları belli değil. Dikkat ederseniz muhafazakârlar, "Seçimleri biz kazandık," diyorlar, çünkü reformcu görünen pek çok aday, devrim muhafaza konseyinden 'olur' alan, muhafazakârlardı.

İran'da, gerek sivil adalet, gerekse devrim mahkemeleri yargıçlarını Hamaney tayin ediyor. Polis ve ordu, Hamaney'in emrinde. Meclis başkanı, Hamaney tarafından atanıyor. Radyo, televizyon ve resmi gazete yöneticileri, Hamaney tarafından atanıyor. Cuma imamlarının tayini, yine ona bağlı. Yani tüm propaganda araçları, onun elinde. Dahası var: Dış politika ve ekonomi, Hamaney'in denetiminde. Petrol gelirlerinin ve bütçenin bir bölümü ile Şah dönemine ait olup el konulan mal varlıklarının vakfı, Hamaney'e ait. İçerde ve dışarda cinayetler işleyen terörist timler, 'özel ordu' denilen silahlı güç ona bağlı.

Sizin anlayacağınız, İran rejiminde köklü reform ancak bu rehber kurumunun yıkılmasından geçiyor ki, ne Hamaney, ne de yerini alacak mollanın sakalı kolay kolay ele vermeyeceği açık. Hatemi yetkisiz bir iktidar, Hamaney iktidarsız bir yetki. Kimin galebe çalacağı belli değil mi?

Dolayısıyla İran halkı, tanımadığı bir meclisi seçerken doldurduğu sandıklarla aslında artık bu rejimden bıktığını gösterdi, o kadar. Ama değişim, gerçek değişim, bir başka 'kanlı' bahara.