İhanetin adı ekşili köfte
Radikal · 27 Şubat 2000
Birkaç pazardır aşk öyküleri yazıyorum, biliyorsunuz. Mesleğimde attığım bu dev adım, yaptığım beyinsel atılım ve sansasyonel yatırımın tek nedeni var: Adı bende saklı ve çok tatlı bir hayranımın hatırı için yazdığım bu öyküler, yeterli sayıya ulaşınca onun başucu kitabı olmak üzere yayımlanacaklar. Ancak daha aşkın elifbasını işlemeden, başıma gelmedik kalmadı. İstanbul'dan dost telefonları yağıyor. İnternet posta kutum, dolup taşıyor. Çok sevenim olduğunu biliyordum da, meğer bir o kadar da merak edenim varmış! Tanıyanların ödü kopmuş: "Daniel'den ayrılıyor musun?" diye soruyorlar. Korkarlar tabii. Ayrılırsam, başlarına kalacağım, teselli etmek gerekecek. Tanımayanlar ise gerçekten hiç tanımıyorlar: "O kadın siz misiniz?.. Ben de sizin gibi kıskancım, acaba ne yapmalıyım?.. Ay, vallahi hislerime tercüman oldunuz, demek siz de..." gibi patronlarla, tüm yazdıklarımı benim üstüme biçip dikmişler güzelce.
Müthiş bozuldum. Bu satırların naçiz yazarı, sevgili okurlar, bu satırların naçiz yazarı olmadan önce de öyküler yazardı ve hatta, TAMAMI hayal ürünü bir roman yazacak zamanı bile oldu bir zamanlar! İnşallah, ekmek teknesinden emekli olunca, ikinci romanını da (başladı çünkü) bitirebilecek. Yani demem o ki, siz siz olun ve benim her yazdığım aşk öyküsünün kahramanını ben sanmayın. Kimini hayal eder, kimini de başkalarının hayatından çalarım onların.
Bu küçük hırsızlıklar hoşuma gider, çünkü...
Çünkü benim gerçek yaşamım, gerçek bir 'Boğa'nınkidir. Ya da Çin falında, 'Kaplan'ınki.
Biz Boğalar ve Kaplanlar, fedakâr, vefakâr, cefakâr ve maalesef sakar mı sakar insanlarızdır. Tüm ömrümüzü huzuru kovalayarak geçirir ve yakalayabilmek için tüm sevdiklerimizi hoşnut etmeye çalışır, ama sakarlığımızdan ötürü bir türlü yaranamayız. Örneğin bendeniz...
Canım günlerdir terbiyeli köfte çekiyordu. Şöyle anacığımın yaptığı gibi bol soğanlı, ekşili bir köfte. Ama çok iyi biliyorum ki, bu güzel ev yemeğini evde benden başka seven yok. Aaa, yeter vallahi bu kadar kul köle olmak, dedim kendi kendime. Biraz da kendi canımın istediğini pişireyim! Aldım anacığımın güzelim el yazısıyla doldurduğu yemek tarifleri defterimi, başladım hazırlığa. Bir yandan da ödüm kopuyor, evin terbiyeli köfte sevmeyen iki izbandutu kim bilir nasıl söylenecekler! Bendeniz tam köfteleri unlarken, telefon çaldı. Daniel Efendi: "Akşama ne yiyeceğiz?" diye soruyor. 'Terbiyeli'yi çok çabuk ve hafif sesle, KÖFTE'yi bağırarak söyledim. "Çok iyi!" dedi. İçimden, sen görürsün çoğunu deyip kapattım. Tam köfteleri tencereye atacağım, Gökçe belirdi mutfakta: "Ne bu?" En nostaljik sesimle, "Ah, ah!" diye içimi çektim. "Rahmetli annanenin yadigârı bir köfte çeşidi!" Annane sözünün, Gökçe'nin nezdinde sihirli
bir tınısı vardır. Belli bir omlet türünü, hâlâ
daha 'annane yumurtası' diye yedirebiliyorum,
23 yaşında proteinsiz kaldığına hükmettiğim zamanlar. "İyi ama, bu kaynıyor!" dedi. Öyle uzun zamandır terbiyeli köfte yüzü görmemiş ki, neye benzediğini unutmuş. "Ben kaynamış köfte yemem!" diye kestirip attı. Tam o sırada, Selçuk Demirel geldi, ardından Daniel Efendi damladı. Bir sevindim, bir sevindim. Bizim Daniel, Selçuk'u çok sever. Selçuk da Türk yemeğine hasrettir. Eğer terbiyeli köftemi Selçuk'a beğendirebilirsem, belki Daniel sesini çıkarmaz, diye düşündüm. Hemen
bir tabak tutuşturdum sevgili Selçuk'un eline.
"A! Ekşili köfte," dedi, pek beğendi, afiyetle yedi. Ne yazık ki fazla uzun kalmadı ve biz sofraya iki deve, bir çalıkuşu olarak oturduk yine.
Sonuç olarak, iki günden beri terbiyeli terbiyeli, ekşili köftelerimi bitiriyorum. Yarın öğlene bir tabak daha var. Bizim ailenin diğer bireylerinden işitmediğim kalmadı. O gece, bana inat ekmek peynir yediler. Bencilmişim, öyle diyor köftehorlar. Yarın onlara ızgara köfte yapacağım. Belki gönüllerini alırım. Benim iki diktatör arasındaki hayatımın kaçamakları, gördüğünüz gibi köfte ihanetleriyle sınırlı, sevgili okurlar.