Erkeksen...
Radikal · 28 Şubat 2000
Kadın dövmesini iyi bilen 'erkek' toplumlarda, kadın dövüşmeye başlayınca, erkeklerin erkekliği rafa kalkar, sevgili okurlar. Bu dövüşten, alt tabakalarda yaygın olan fiziki dayağı da anlayabilirsiniz, üst tabakada oturduğunu sananların kişilik itişmesini de.
Geçen yıl bu sütunda, tam olarak 20.12.1999 tarihli Radikal gazetesinin yedinci sayfasında, 'TBMM'ye DDT' başlıklı bir yazım yayımlandı. Yazının kaynağı, bir haberdi: TBMM İdare Amiri ve DSP Milletvekili Hakan Tartan başkanlığındaki altı kişilik bir heyet, Londra'da üç gün, Paris'te iki gün 'haşaratla mücadele' konulu bir tetkik gezisine çıkmışlardı ve kendileri açısından maalesef, Paris muhabiri olduğum Milliyet gazetesi bu 'tetkik'i izlemek üzere beni görevlendirmişti. Bendeniz, Londra ve Paris'te haşarat seferine çıkan TBMM heyetinden hangi zevatın dönüşte haşarat itlafıyla uğraşacağını bir türlü anlayamadım. Heyet, TBMM İdare Amiri'nden başka, TBMM Genel Sekreter Yardımcısı, TBMM Protokol Müdürü gibi altı adet kallavi 'haşarat yetkilisi'nden oluşuyordu. Hepsinin harcırahları, uçak biletleri vb., TBMM tarafından ödenmişti. Paris'teki Musee de L'Homme ve Versailles müzeleri, müze olalı 'haşarat mücadelesi'yle görevli yabancı bir parlamento heyeti ağırlamamıştı!
Ve naçiz yazarınız, yukarıda sözü geçen makaleyi yazdı.
Vay sen misin, koskoca TBMM'nin yüce haşarat seferi heyetine kafa tutan!
DSP milletvekili, TBMM idare amiri, eski gazeteci ve eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hakan Tartan, ilk iş olarak telefona sarıldı ve 1.60 boyu ve 50 kilosundan başka hiçbir ağırlığı olmayan, yaşamdaki tek sıfatı gazeteci olan bendenizi, Radikal gazetesi yönetimine şikâyet etti. Hızını alamayıp, beni ve Radikal'i, gazetemizin imtiyaz sahibi Aydın Doğan'a da şikâyet etmekle tehdit etti.
Şöyle bir durup düşünün, sevgili okurlar: Bir yanda eski bir bakan, eski gazeteci ve halen DOKUNULMAZLIĞI olan bir milletvekili, diğer yanda ne arkasında ne önünde yasal zırhı olmayan, gazetesinden başka ekmek kapısı ve beyninden başka silahı bulunmayan bir yazar. Bu şikâyetlerin tek anlamı vardı: 'Şu haddini bilmez gazeteci parçasını işten atın!' Bu kalıpta biri, gazetecilik yaptığı yıllarda kaç rakibini, kaç muhabiri patronuna gammazlamıştı acaba?
Ancak Hakan Tartan efendinin, tartamadığı bir ağırlık vardı: Başta gazetemizin sahibi Aydın Doğan, bizim yöneticilerimiz ne ben, ne de başka bir çalışanını 'satmaz'. On yıldır çalıştığım Doğan Medya Grubu'nda, hakkımda yapılan şikâyetler ancak dolaylı yoldan kulağıma gelmiş, bana şahsen hiçbiri iletilmemiş ve hiçbir yöneticim çıkıp: 'şunu da yazmasaydın,' ya da 'yazma', dememiştir! Sonuçta Hakan Tartamayan efendinin, Sayın Aydın Doğan'a hakkımdaki şikâyetini iletip iletemediğini bile bilmiyorum; ama eğer ilettiyse, gereken yanıtı almış olacak ki... Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Aydın Doğan, Radikal Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Hasan Çakkalkurt ve bendenize, 10 milyarlık 'manevi' tazminat davası açıyor!
Yazı çıkalı olmuş iki ay, mahkeme daha cuma günü açıldı. Demek hazret iki ay, benim 'cezalandırılmamı' bekledi, şimdi umudu Türk Adaleti'nde. Davayı kim kazanır, kim kaybeder bilmem. Ama dünyanın hiçbir yerinde bir parlamento heyetinin yabancı ülkelerde haşarat tetkik gezisine çıktığı görülmediği gibi, bir milletvekilinin bir gazeteciyi patronlarına şikâyet ettiği de görülmemiştir!
Böyle vekillere benim gibi millet kadınları, 'Erkeksen dokunulmazlığını kaldır da gel...' derler! Ama önemi yok. Kadınlar dövüşmeye başlayınca, 'dokunulmazlığı' olanlar da kaçacak delik ararlar. Hasmını tartamayan Hakan Efendi, sıfatları kadar soyadını da yanlış taşıyor, anlaşılan!