Çan'a ot tıkamak
Radikal · 1 Mart 2000
'En büyük Türkiye!' sloganını ilk kim ortaya attı bilmiyorum ama, bu slogan eğer olumlu bir büyüklükten söz ediyorsa, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük yalanıdır diyebilirim, sevgili okurlar. Bir yalanı kırk kez söylersen doğru olur umuduyla yıllardır haykırdığımız bu slogan, aslında gerçek ama, olumsuz anlamda. Doğayı tahripte, en büyük Türkiye. Tarihi tahripte en büyük Türkiye. Bugünü tahripte en büyük Türkiye. Dolayısıyla yarını tahripte de en büyük Türkiye. İstanbul, en büyük gecekondu kentimiz. İzmit, İzmir körfezleri, dünyanın en büyük pislik denizleri. Ve bu denizler, en büyük sanayi kuruluşlarımız için kirletildi. İçlerinden en büyüğü, deprem sırasında nasıl bir kofkondu olduğu ortaya çıkan TÜPRAŞ rafinerisiydi.
Türkiye'nin 'en büyük' olduğunu iddia edemediği tek konu, enerji alanı. Türkiye'nin nasıl iki bütçe yakası bir araya gelmiyorsa, enerji üretimiyle tüketimi arasındakı açık da giderek büyüyor. Ama henüz nükleer santralı yok. En büyük çatlayan nükleer santral bende, en büyük nükleer sızıntı bende, diye haykıramıyor henüz. Santralımız olunca, çatlakları, patlakları, sızıntıları ve atıklarıyla bu büyüklük eksikliğimizi de kapatacağız inşallah. Fakat nükleer santralın büyük olumsuzluğunu beklerken, eli boş durmuyor büyüklerimizin. Evelallah küçüklü büyüklü kötülüklerle doldurmaya çalışıyorlar enerji açığımızı. Son örnek, yapımına karar çıkan Çan Termik Santralı.
Çanakkale'ye bağlı Çan ilçesine 10 km uzaklıkta, 150 MW gücünde ve iki ünite termik santral kurulacak ve bu santral, kömür yakarak elektrik enerjisi üretecek. Dünyada, çevre ve insan sağlığı açısından en demode, en kirletici enerji üretim yönteminin 'termik teknoloji' olduğunu sağır sultan bile duydu, geri zekâlılar bile öğrendi artık. Artık hiçbir gelişmiş ülke termik santral kurmadığı gibi, olanları da yavaş yavaş durduruyor, kapatıyor. Ama işte Türkiye, kendi ülkelerinde işsiz kalan bazı termik teknoloji şirketlerini iflastan kurtarmak için kolları sıvadı ve Çan'ı, güzelim Kaz Dağları'nı peşkeş çekti bir ihaleyle. Çevresel Etki Değerlendirme raporu bile hazırlanmadan, gerekli yasal izinler alınmadan bir oldubittiye getirdi işi ve langur lungur kurulacak Çan Termik Santralı.
Bu termik santral, tüm Çanakkale yarımadasını zehirleyerek öldürecek. Kaz Dağları'nın kurtları, kuşları, ağaçları, akar suları yanı sıra, sözümona milli park ilan edilen antik Troya Kenti de nasibini alacak asit yağmurlarından. Üstelik Çan kömür ocaklarının rezervi, yalnızca otuz yıllık ve son derece kalitesiz. 30 yıl için ve dünyanın artık kullanmadığı bir teknolojiyle, bir daha geri gelmeyecek bir doğa harikasını daha yok edecekler Çanakkale yarımadasında.
Şimdi diyeceksiniz ki, "Behey kadın! Nükleer santrala karşısın, termik santrala karşısın, peki ama büyük bir enerji açığı ve elektrik eksiğimiz de var. Akarsularımız çok uygun değil baraj yapımına, başka çare kaldı mı ki dır dır edip duruyorsun?"
Sevgili okurlar, Türkiye'de halen işler durumdaki enerji santralları, ortalama yüzde 70 ila 80 kapasite ile çalışıyor. Niçin? Niçin yenisi kurulmadan önce bu santrallar, örneğin yüzde 90 kapasiteye riştirilemiyor, bir. Türkiye'de yüzde 70 kapasite ile çalışan santrallardan üretilen elektrik enerjisinin yüzde 25 ila 30'u,
enerji iletim hatlarının eskiliği, kalitesizliği, çürüklüğü yüzünden daha yollarda yitip gidiyor, iki. Yani enerji sıkıntısı çeken Türkiye, ürettiği enerjinin yüzde 30'a varan korkunç bir bölümünü daha kullanmadan heba ediyor. Mantık ve akıl, yeni santrallar kurmadan önce, enerjinin akacağı bu altyapıyı düzeltmeyi, yenilemeyi, enerji kaçağını önlemeyi gerektirmez mi?
Kaval üstüne şişhane oturtmaya alışık bu mantıkla, dağı taşı santral yapsa enerji açığını kapatamaz Türkiye. Olsa olsa bir çanına daha ot tıkar, o kadar.