Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Namussuz benim!

Radikal · 3 Mart 2000

Gazeteci dediğiniz, baharın geldiğini pıtrak gibi açılan mahkemelerden anlar, sevgili okurlar. Tabii gazeteci dediğinizin, suya sabuna dokunan, yani 'temiz' olanlarının, adliye koridorlarında kök salıp yeşermek gibi bir ayrıcalığı vardır. İşte bazı arkadaşlarım ve bendeniz de, bugünlerde böyle bir bahar yaşıyoruz. Gazetemiz Radikal'i başarıyla savunan Bayraktar Hukuk Bürosu'ndaki avukat arkadaşlarımdan öğrendiğime göre salt yazarınız hakkında iki haftada iki dava açıldı. Ancak ikinci davada hiçbir ayrıcalığım yok, Jet-Pa'nın patronu Fadıl Akgündüz, saadet zinciri alışkanlığından olsa gerek, yaklaşık elli gazeteci ve ona yakın gazeteye zincirleme mahkeme açmış. Örneğin Radikal Ekonomi Servisi'nden meslektaşım Ahmet Çelik, Jet-Pa'nın beş ayrı dosyadan davalısı olarak 'tek kalemde' adli bir rekora gidiyor.

Naçiz yazarınız ise, dün Fadıl Akgündüz'ün hakkında açtığı dava dilekçesini görünce küçük dilini yutuyordu. Yani vallahi, yazılarımın bir gün böylesine değer kazanacağını düşümde görsem inanmazdım. Her bir kelimem, borsadaki en pahalı hisse senetlerini aştı! Fadıl Efendi, 6 Ekim 1999 tarihli ve 'Suçun Dokunulmazlığı' başlığını taşıyan yazımdaki hepi topu dört kelime için, tam 11 sayfalık dava dilekçesi yazdırmış ve 15 milyarlık manevi tazminat talep ediyor. Mahkemeye verilen, yazımdaki bir cümlede yer alan her sözcüğüm meğer 3 milyar 750 milyon değerindeymiş, sevgili okurlar! Hani yani bize ödetmek istemeseler, neredeyse övüneceğim sözcüklerimin değeriyle.

Ama işte, övünemiyorum. Çünkü çok korktum Fadıl Efendi'den. Nasıl korktum, nasıl korktum anlatamam. Dün gece uykularım kaçtı. Davayı kaybedersem ne olur halim? Gazetem Radikal, bir şey demese de: 'Fazla pahalıya patlıyor!' diye düşünmez mi hakkımda? Yol yakınken döneyim diyorum ve huzurunuzda Çok Sayın, Pek Fadıl, en güneşli günler kadar Apakgündüz Efendi'den, AF DİLİYORUM!

Muhterem Fadıl Beyfendi hazretleri, bağışlayın dilim sürçmüş, ben ne yazdığımı biliyor muyum ki? Delidir, ne yazsa yeridir, diyorlar hakkımda. Ben FODUL, siz FADIL'sınız. Sizin namusunuz mücessem, mücehhez, hatta mücerrep ve bilhassa mücerret!

Namussuz benim!

Beş dava açtığınız Ahmet Çelik arkadaşım da düşündü taşındı, o da kabul etti namussuzluğunu.

Alamanyalarda 'Yedi bin ortaklı' diye ilan edilip tek ortağı SİZ olan limitet şirketi, biz kurduk. Zaten Alaman adaleti bizim peşimizde. İstanbul Defterdarlığı Vergi Denetmenleri'nin 1998 raporunda 'sahtecilikle' suçlanan elbette siz değil, herhalde biziz. Beylikdüzü, Özgürtepe Kooperatifi'nin 550 konutundan 688'ini siz değil, biz sattık. Motoru olmadan reklam filmi çekilen tek dünya otomobili İmza'nın projesi, sizin elinizde olmadığına göre, mutlaka bizim elimizde. Ama belki de parasını alamayan İngiliz firması el koymuştur, projeye... Zaten Siirt'i sinirden, Batman'ı da batmaktan kurtaracak hayali fabrikaları da biz kuracağız. Kimsenin henüz yürüdüğünü görmediği bir arabadan her yıl iki milyon biz imal edecek ve Siirt ve Batman'ı dört teker üzerine oturttuktan sonra nereye ve nasıl nakledeceğimizi biz düşüneceğiz.

Uzun lafın kısası, hatasız kul olmaz, ama artık biz de anladık; namus, 'hayali' de olabiliyormuş.