Yurttaş Hasan'ın romanı
Radikal · 4 Mart 2000
Mine G. Kırıkkanat — Radikal — 04.03.2000
mine.saulnier@free.fr
Paris'in en uzun sokağı Vaugirard ile Convention caddesinin kesiştiği meydanda bir gazete kulübesi vardır ve benim Fransız başkentindeki düzenim, bu kulübeyi odak noktası alarak kurulmuştur. Oturduğum ev, pencereleri bu kulübeye baktığı için kiralanmıştır, çünkü o kulübede Türk gazeteleri satılır ve öğleden sonraları, yetmişlik bir Türkmen delikanlısı ile sohbet edilir.
Elimdeki kitap, 'Tahtakuşlar'dan Paris'e... Bir Köy Enstitülünün Anıları' başlığını taşıyor. Önsözü, İlhan Selçuk'un Cumhuriyet gazetesinde 26.11.1962 tarihli köşe yazısı. Ve Hasan Kudar'ı: "...Durgun bir yüzü, azimkâr bakışları var. Köy enstitülerinde okuyanların çoğunda sezilen bir sağlamlık, hatta katılık hâkim hareketlerine. Türkçede 'muhallebi çocuğu' diye bir deyim vardır. Köy enstitülü demek, bunun tam tersi demek," diye tarif etmiş.
Hasan Kudar'ın, Kazdağları'nın yamaçlarındaki Türkmen Köyü Tahtakuşlar'dan başlayıp Paris'teki Convention Meydanı'na uzanan yaşamını anlatan kitabını bitirip kapattığımda, ağlıyordum. Evinde yemek olmadığı günler kör babasıyla düşsel ziyafetler çeken bir köy çocuğunun, 'yurttaş' bilincine ulaştığı için belini kırmak isteyen düzene karşı verdiği ve kazandığı onur savaşı, aynı zamanda Türkiye'nin makûs talihi ve bu kitabı okumak, Türkiye'nin 'yurttaşlık'tan nasıl ve niçin 'mollalığa' geçtiğinin öyküsüydü.
Bir garip Türkmen köyü düşünün ki, Alevi olsun ve inanışlarında Şamanlığın izleri ağır bassın. Bir yoksul köylü çocuk düşünün ki, öğretmenleri bir gece, okuması için onu Savaştepe Köy Enstitüsü'ne kaçırsınlar. Bir okul düşünün ki, öğrencileri minicik elleriyle eski bir mezarlığı kazsınlar, iskeletleri teker teker çıkarsınlar, masalarını, iskemlelerini kendi elleriyle yapsınlar ve içine girip okusunlar. Öyle öğretmenler düşünün ki, o okulun duvarlarını kendi elleriyle ördükten, çatısını çattıktan sonra; temelinden çıkan iskeletlerin mahzende saygıyla sıralandığı, geceleri fosforlu bir ışık yaydıkları o okulun dersliklerinde, köylü çocuklarına, dünya klasiklerini okutsunlar. Özgür düşünceyi, bilgide kuşkunun yerini, eleştirmeyi, insana ve doğaya saygıyı öğretsinler. Ve bütün bunları öğretebilmek için, öğretmeyi sevsinler. Yaptıkları işe inansınlar. Bir başbakan düşünün ki Savaştepe Köy Enstitüsü'nde bir öğrencinin çıkınını açtırsın ve çıkının içinden bir somun ekmek, bir topak keçi peynir
inin yanı sıra, Antigone Tragedyası çıksın!
Hasan Kudar'ın 'yurttaşlık' bilinci, böyle kotarıldı işte.
Kotarılmaz olaydı keşke, eğer Hasan Kudar, eşkıya Kuku ile Kedi Medine'nin üstün zekâlı ve dik başlı torunu olmasaydı. Ama Hasan, yurttaş olmuştu bir kere. Olmuştu da, 'tebaa'ya alışık devletin, 'yurttaş' üreten köy enstitülerini boğmaya çalıştığı zamana denk gelmişti Hasan'ın öğretmenliği. Ve bir gün, Nazım Hikmet'in hapisten çıkarılması için verilen toplu dilekçeye, oturduğu köy kahvesinde imza verdi diye, o güne değin adını hiç duymadığı bir suçtan, 'komünistlikten' hapse atıldı Hasan. Ve Kedi Medine'nin torunu için savaş yılları başladı. Hapisten aklanarak çıktı. Ama öğretmenliği elinden alınmıştı. Yıllarca öğretmenlik hakkının geri verilmesi için uğraştı Hasan. Ve başardı. Ancak yeniden eline alınca öğretmen belgesini, devlete: "Hakkımı geri vermek sizin görevinizdi, ancak bu hakkı kullanıp kullanmamak benim bileceğim iş," diye geri verdi ve Türkiye'yi terk etti. Yunanistan'ı yayan geçti ve Paris'e geldi. Bulaşıkçılık, aşçılık, derken THA muhabiri oldu. Şimdi 1960'lı yılların Türkiye'sine Paris'ten ışık tutan bu dönemi yazıyor dostum Hasan Kudar.
Hasan Kudar'ın Türkiye'nin 'yurttaş' yaratan köy enstitülerinden, 'molla' üreten imam hatip okullarına geçişinin müthiş bir tanıklığı olan ilk kitabı, olağanüstü güzellikte bir Türkçeyle, Güldikeni Yayınları (Bayındır Sok. 14-17 Yenişehir, Ankara)'da yayımlandı. O kadar önemli ki, önümüzdeki günlerde içeriğine tekrar döneceğim.
ERROR!!
Yukarı Çık
Geri Dön
Reklam Tarifesi
Advertisement Rates