Uyanık düşler
Radikal · 5 Mart 2000
Leylaklar henuz acmamisti Paris'te. Bahce kapaliydi ama, Closerie Des Lilas'i icerden seyretmek de guzeldi. Zamanin rendesinden gecmis ahsap masayi, masanin ustune cakili kucuk, zarif ve bronz plakayi oksadi elleriyle: Jules Romain. Yazik. Bir kez denk gelmisti Yahya Kemal'inkine. Temizlik icin kaldirip koyduklarinda midir nedir, boyuna yeri degisirdi masalarin, belki de ayni musterileri ayni yerlere alistirmamak icin. Komsularina bakti. Gulumsedi. Ernest Hemingway ile Jean Cocteau'nun arasina oturmak da fena degildi. Abidin Dino ile son kez, Hemingway'in ahsap sirtina dayanip konusmuslardi. Simdi Abidin'in yerinde bir Amerikali kadin vardi.
Kadin duymadan: "Her seye yeniden baslayabilir misin Abidin? Cizebilir misin yolun yarisinda bir hayatin resmini?" diye fisildadi. Yanit alamadi.
Sarisin bir kanaryaya benziyordu. Saate bakti. Garsonlar, "Dokuz," dediler. Kalkti, kapiya dogru ilerledi, durdu. Biraksalar, ince uzun bacaklari ustunde yaylanarak ve Chantal Thomas coraplarini kacirmayi goze alarak, Closerie'den Select'e dogru atlayacakti. Ama iste, yagmur yagiyordu. Atlarken islanmayi goze alamazdi.
"Yas otuz bes. Hiyarlikla gecen yirmiyi saymazsan, kadinligin yarisi bile etmez..." diye dusundu. istanbul'a gecmisti ki gozleri kapali, bir piyano sesi uyandirdi.
O gelmemisti. Artik hic gelmeyecekti. Belki.
Yani simdi, Allah askina, siz soyleyin, 'Olu Yapraklar'i calmanin sirasi miydi? "Goruyor musun... Unutmadim... Birlikte soyledigimiz sarkiyi... Ama hayat, sevenleri ayirir... Usulca, gurultu etmeden..."
Tanrim! Ne kadar agirdi onun yoklugunu tasimak. Ve ne kadar guzeldi yalnizlik. Kavgasiz, cekismesiz. Sorgusuz, sualsiz, tartismasiz, basina buyruk bir yasam. Bagimsizlik, ozgurluk. Kemirtmeyecekti
artik yasamini. Dugumlenmeyecekti midesi. Oyle demistin! Hayir, boyle dedim. Hayir, hayir oyle demedin, boyle dedin!
Hayir sozunu duymak istemiyordu artik. Hep evet, diyecekti kendi sorularina: Evet, evet, evet!
Yazarken kalemi dustu. Jules Romain'in ayaklarindan kayip, Hemingway'in koltugunun altina yuvarlandi. Closerie Des Lilas, avizesine asilip sallanan sovalye yazarlara alisikti. Ama masalarin altina dalan dar etekli damlara alisik miydi acaba? Garsonlara bakti, Closerie'nin gecmisini animsamayacak kadar genctiler. Kendisi de yasli sayilmazdi ama, okumus ve hayal etmisti.
Bir garson masanin altina girdi, bacaklarina bakmayi ihmal etmedi, kalemi bulup cikardi ve eline tutusturdu yeniden. Sigarasini da yakti. Cakmagi bile cakmiyordu. Evet, kesindi artik. Gelmeyecekti. Ve artik pesinden gitmeyecekti onun.
"Kalabaliga donmek gerek," diye dusundu. Kalabalik, evdi. Yalnizliginin tiyatrosu. Resimler, fotograflar. 1997'de atilmis bir kahkaha, 98'de soylenmis bir soz, yasanilmis bir ask gecesi asiliydi tavanlarda. O kalabaliga donmek istemiyordu. Tanimadik kalabaliklarin ortasindaki yalnizligini seviyordu.
Bir gun durulur sular. Ya da akmaz olurlar. Kurak bir toprak gibi yarilir yurek. Yanindaki yasli kadin gibi olurdu olumu beklemek. Yalniz olmak ya da olmamak. iste mesele buydu. Cesaret. Baska secenegi yoktu. Kalkti. Yurudu. Dusecegi ya da dusurulecegi hamleye dogru. Cesur ve yalniz.
Arkasindan bir ses duydu: "Hey, nereye gidiyorsun? Ben daha bitirmedim ickimi, yarim saat var daha sinemaya!" Dondu, tanimiyormus gibi bakti erkegin yuzune. "Ozur dilerim, dalmisim," deyip oturdu yanina. Yazik. Yalniz degildi demek.