Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Türklük, tecasür ve tecavüz

Radikal · 11 Mart 2000

Vukuatın vuku tarihi, iki hafta öncesine uzanıyor, ancak Belçika basınıyla birlikte meslektaş ve arkadaşım Güven Özalp'ın kaleminden Milliyet gazetesine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yansıdı.

Tam olarak 24 Şubat gecesi, Liege kentinde bir kadın sokakta yürürken yanına bir Mercedes yaklaştı, otomobilden çıkan iki kişi kadını silah zoruyla arabaya atıp, bir kilisenin arkasındaki parka götürdüler. Kadın arabada debelenirken, saldırganlardan biri telefona sarılmış, muhtemelen: "Karı kaldırdık lan, karııı! Sağlam avrat valla, hepimize yeter," diye davet ettiği yedek tecavüz mangasını da muameleye çağırmıştı. Çok geçmeden parkın kapısına damlayan iki

arabadan daha azgın itler gibi boşalan toplam 11 errrkek, artık teker teker mi, yoksa ikişer ikişer mi, bilmiyoruz, kadının ırzına geçtiler. Muhtemelen heyecandan eli ayağı kesilen 12'nci 'ortak'larını da, cebine para koyup gözcü dikmişlerdi. İğrenç işlerini bitirdikten sonra kadını bırakıp kaçtılar. Herhalde çok hoşnut ettiklerini ve şikâyetçi olmayacağını düşünüyorlardı ki, boğazlamadılar.

Oysa kadın, sürüne sürüne gittiği karakolda şikâyetçi olmakla kalmadı, çoğu sabıkalı mütecavizlerini tespit, diğerlerini tarif etti: Irzına geçen erkek sürüsü, DOKUZ TÜRK ve İKİ ARAP'tan oluşuyordu ve yaşları 19 ile 21 arasında değişiyordu.

Polis, ava çıktı. İlk yedi Türk'ü bulup, tutukladı. 'İş' ortaklarının teker teker avlandığını öğrenen dört sanık, Almanya'ya attılar kapağı. İkisi, Alman polisi tarafından yakalandı. Diğer ikisi aranıyor ve Belçika polisi halen, olay yerinde bulunan prezervatiflerin laboratuar analizi üstünde çalışıyor.

Haberi okuyunca, ayrıntılı bilgi almak için aradığım Güven Özalp, Belçikalı uzmanların prezervatif kullanımına bakarak bu tecavüzün mütecavizlerin ilk tecavüzü olmadığına hükmettiğini ve sanıkları 'tecavüz çetesi' olarak tanımladığını söyledi. Ve: "Biliyorsun," dedi telefonda, "Avrupa'da toplu tecavüz vak'ası yok. Tecavüz olayları var ama, toplu tecavüz babında görülen ilk olay bu..."

Kafamda bir şimşek çaktı. Biliyordum ama, bildiğimi fark etmemiştim Güven uyarana kadar. İspanya'da, Fransa'da pek çok tecavüz, hatta cinayetle biten tecavüz olayı izlemiştim gazeteci olarak. Seri tecavüzcüler, tecavüzcü 'serial killer'ler vardı, bildiğim. Ancak Bosna ve Kosova savaşları dışında, hiçbir demokrat Avrupa ülkesinde geçmiş 'toplu tecavüz' olayı anımsamıyordum.

Belçika'da dokuz Türk ve iki Arap, Avrupa'da bir 'birinciliğe' daha 'imza' atmışlardı.

Dokuz Türk ve iki Arap...

Niçin dokuz Türk ile iki Belçikalı'dan değil de, dokuz Türk ve iki Arap errrkeğinden oluşuyordu tecavüz çetesi? Türk ve Arap zorbaların ortak 'kültürü', neydi sizce? Hangi aynılık, hangi yakınlık ya da hangi benzerlik, BİR kadını, BİR kadının 'insan' haklarını çiğneyerek, BİR kadını yerlerde sürüyerek, BİR kadının vücudunu, onurunu, varlığını çiğneyerek; birbirlerine bakarak, birbirlerinin gözü önünde uçkur çözmekten utanmayarak, aynı kadın üzerinde tatmin olmak, ORTAK bir cürüm işlemek zevkini, güdüsünü yerleştirmişti ilkel beyinlerine? Yalnızlığın cesareti bile yoktu zavallı kişiliklerinde. Tecavüzde tecasürü, vahşi köpek sürüleri gibi birbirlerine bakarak buluyorlardı.

Türkiye'nin güney sahillerinde turist kadınları 'gavur fahişe' diye tecavüz edip öldüren işte bu kafaydı. Batı sahillerinde kaplıcalara gelmiş sakat turisti, tecavüz ettikten sonra başını taşla ezip öldüren bu kafaydı. Karısını türbeye götürüp koyun gibi boğazlayan, bu kafaydı. Örnek bir değil, yüzlerce...

Belçika basını, kamuoyu, polisi, yargısı bu kafayı tahlil etmeye çalışıyor günlerdir. Dokuz Türk'le, iki Arap'ı cinsel zorbalıkta buluşturan ortak kültürü saptamaya uğraşıyor. Ama biz biliyoruz değil mi, o kültürü?

Kurban Bayramınız kansız olsun. Gözlerinizin ufku göğün mavisiyle dolsun. Hep birlikte bakarsak, belki yaklaşır şafak.