Rastlantı
Radikal · 12 Mart 2000
Birisi sarışın, diğeri esmerdi. Aslında ikisi de esmerdi de, çiçek açmakta olanı henüz saçlarının parlaklığıyla uğraşırken; meyveye durmuş olgunluktaki, zamanın beyaz ihanet tellerini, platine altın diye yutturuyordu. Güney sahillerine uzanan kuyruğun ilk halkasında, yolcu kayıt kontuarının önünde, yan yana bekliyorlardı.
"Ne kadar güzel kadın..." diye düşündü, esmer. "Ne kadar güvenli bir duruşu var. Soylu, seçkin. Hangi parfümü kullanıyor acaba? Arkadaki herif neredeyse ensesine girecek!"
"Ne kadar taze ve genç," diye düşündü sarışın. " Gözleri çok güzel. Şu kirpiklere bak. Makyaj yapmasa bile olur. Ben de böyleydim, bir zamanlar. Bir zamanlar..."
Sıra onlara geldiğinde, hangisinin önde olduğunu unutmuştu ikisi de. Yaşlı olanı, "Buyrun siz geçin," dedi kalın kadife sesiyle. Genç kız, "Hayır, siz buyrun!" diye cıvıldadı nezaketle. Biri öne, diğeri geri çekmek için yolculuk çantalarına eğildiler aynı anda. Birkaç saniyelik şaşkınlıktan sonra doğrulduklarında, esmer erken davranıp: "Gördünüz mü?" diye sordu. Sarışın kadın: "Hayret doğrusu," dedi. Aynı anda attıkları küçük kahkahalar, birbirine karıştı. İkisinin de yolculuk çantaları aynıydı: CD armalı birer küçük servet. Eğilirken önlerine sarkan el çantaları da, aynı takımın ikiz kardeşleriydi.
"Bagaja verecek misiniz?" diye sordu sarışın. "Hayır," diye başını salladı esmer. "Yanıma alacağım. Vakit kaybetmek istemiyorum inişte..."
"Haklısınız," dedi sarışın, "Ben de vermeyeceğim."
Yer hostesi, "Sıra kimde lütfen?" diye sabırsızlandı. Hostese birlikte uzattılar biletlerini.
Uçağa alınmayı beklerken, koyu bir sohbet başlamıştı aralarında. Konu, tabii ki çantalardı. Sarışın, "Benimkiler, eşimin armağanı," dedi. "Pek anlamam, ama CD'nin yeni model bir takımıymış galiba, geçen ay getirdi." Esmer gözlerini bardağına eğdi: "Benimki de armağan, ama evli değilim... henüz."
"Aman sakın evlenmeyin!" diye içini çekti sarışın. "Bilmem ki," dedi esmer. Hoşlanmışlardı birbirlerinden. Uçağa bindiklerinde, haklarında bilinmesi gereken tüm genellikleri, biliyorlardı. Sarışın, eşine sürpriz yapmaya gidiyordu. Geleceğini haber vermemişti. Hatta kocası kendisini hiç olmazsa hafta sonu için yanına çağırdığında, sağlam bir bahane uydurarak, kesinlikle gelemeyeceğini söylemişti.
Esmer ise bekleniyordu. Sevgilisi tarafından. "Havaalanından almaya gelecek," dedi heyecanla. Evet, çok seviyordu. İki yıl olmuştu beraberlikleri. Ama işte, evliydi. Sarışın gülümsedi. "Zarar yok," dedi. "Benimki de evliydi bir zamanlar, bir başkasıyla. Sonra..."
Yan yana koltuklarda süren dostlukları, iyice koyulaşmış sayılırdı. Esmer: "Nasıl başardın?" diye sordu umutla. Kendisi başının etini yiyordu sevgilisinin, karısını boşasın, diye. Yanıt hep, "Bugün, yarın, bekle..."ydi. İki kadını erkeklerine taşıyan uçak, güneyin güneşine doğru inişe geçtiğinde, esmer genç kız, kendisini bekleyen adamı boşanmaya zorlamak için gereken tüm kadınca incelikleri hatmetmişti.
Yolcu kapısından, tıpatıp aynı çantalarıyla salınarak, birlikte çıktılar.
Üç çift göz karşı karşıya geldi. İlk çığlık sarışın kadın tarafından atıldı: "Ahmet!..." Esmerin henüz cıvıltılı sesi, sarışına yankı gibiydi: "Ahmet!..."
Ahmet'ten hiç ses çıkmadı. Yüzünde idamlıkların asılmadan önceki donukluğu vardı. Arkasını döndü, sonu olmayan bir kaçışa doğru hızla uzaklaştı. Ama biliyordu. Artık 'av'dı.