Randevu
Radikal · 19 Mart 2000
Daha kapıdan girerken tüm dikkatler üzerinde toplanmıştı. Dikkati çekmeyecek gibi değildi zaten: Tüm kadınların paketlenmiş tuğla zarafetinde postallarla dolaştığı zamanda, her adımda ceylan tırnağı gibi titreyen ince uzun topuklar üstünde sekiyordu. Salonun ortasında bir an durdu, çevresine baktı, çevre de ona tabii. O bir kişi değil, kişilikti. Tüzel bakışıyla herkesi tek tek ve hepsine aynı değersizliği vererek süzdü. Süzülenlerin her biri, rahatsız rahatsız kıpırdandı ve verilmeyen bir emre itaat edercesine önlerine eğdiler başlarını. Bardaki adam: "Harikulade!" diye düşündü, içini çekti, diğerleri gibi ezilip taburesine büzüldü. "Harikulade..." diye yineledi kendi kendine. Oysa harikulade değildi kadın. Güzel bile sayılmazdı. Ama işte, bir başkalığı vardı. Hem çekici, hem iticiydi. Ulaşılsa dayanılmaz. Dayanılsa ulaşılmaz. "Bir cin tonik daha!" dedi adam barmene. Topuk tıkırtılarının tezgaha doğru yaklaştığını duyuyordu. Kadın geldi, iki tabure ilerisine oturdu. Otururken, salonda yeni bir dalgalanma oldu. Uzun eteğinin derin yırtmacından fildişinden oyulmuş gibi incecik bir diz, görünüp kayboldu.
Adam, bardağında cin tonik falına bakıyordu. Ama sanki, o içeri girdiğinden beri bir mucize olmuş, kulaklarının üstünde görünmez gözler bitmişti. İki tabure ötesinde kadının ne yana baktığını bile hissediyordu.
"Bir Scotch lütfen!"
Barmen, kendi kendine açıklamakta zorlandığı bir çekingenlikle, kadının içinden ne geçtiğini anlamadığına yanarak: "Hangisinden istersiniz?" diye sordu. "Tabii ki Malt!" diye şaşırdı kadın. Ömründe ilk kez gördüğü bir kadının, nasıl olup da hangi 'Malt Scotch'u tercih ettiğini tahmin edemediğine iyice pişman barmen: "Markası demek istiyorum?" diye inledi. Kadın, karşısındaki uşağa, "Çekilebilirsiniz..." işaretini vermek üzere kaldırdığı sabırsız elini, çenesine dayayarak: "Pale... SingleSingle!" dedi. Barmen iyice dağılmışken, adam imdadına yetişti: "Hanımefendi, Glenstone içebilir!" Sonra kadına dönüp gülümsedi: "Burada söylediğiniz cins viski pek bulunmuyor. Ama önerdiğim alternatif fena sayılmaz!"
"Gerçekten de öyle! Genellikle Glenstone içerim. Nasıl bildiniz?"
Gözlerini kocaman kocaman açmış, muzip bir hayretle baktığı adama gülümsüyordu şimdi. Gülünce tüm yüzü aydınlanıyor, bakanın tüm çekincelerini eritiyordu ışıltısı. Adam hayran hayran bu gülüşü seyretti bir süre. Sonra önüne dönüp: "Hissi kablelvuku!" dedi usulca. Sustular.
Kadın, viski bardağını görünmeyen bir gölgeye doğru kaldırıp: "Pozor!" dedi yudumlamadan önce. Barmen orada değilmiş gibi bardakları kuruluyordu. Adam iki dakika kadar dayandı, teslim oldu ve sordu: "Af edersiniz, Pozor ne demek?" Kadın, zaferinin tadını çıkararak: "Dikkat!..." dedi. Sonrası çorap söküğü gibi geldi: Pozor dikkat mi demek?... Evet. Polonyaca. Ya da Çekçe. Anımsamıyorum. Peki niye dikkat, diyorsunuz içerken? "Timber!" diye haykırmadan önce. Neden 'timber' diye bağıracaksınız ki?
Sahte bir hayretle, "İnanmıyorum!" diye şaşırdı kadın: "Katherine Hepburn'ün öyküsünü bilmiyor musunuz?" Adam boynunu büktü: "Maalesef hayır!" Kadın anlatmaya başladı: "Amerika'da ormancılar, ağaçları kestikten sonra o dev kütüklerin devrilişini: 'Timber!' diye bağırarak haber verirlermiş. Katherine Hepburn'ün babası da oduncuymuş. Katherine, iyice kafayı bulunca ayağa dikilir ve babasının anısına 'Timber!' diye haykırdıktan sonra kütük gibi devrilirmiş boylu boyunca..."
Adam gülmeye başladı: "Peki Spencer Tracy ne yaparmış o zaman?" "Katherine'i kucaklayıp eve taşırmış tabii..." dedi ve sustu kadın.
Adam, taburesinden indi, kadına yaklaştı ve boynundan öptü usulca. Kadın, hafifçe ürperdi, ama kımıldamadı. "Hoşgeldin!" diye fısıldadı kulağına adam. "Sen de..." dedi kadın. Alnını adamın yanağına dayadı. "Gidemedin, değil mi?" diye sordu adam. "Güle güle demedin ki..." dedi kadın. "Timber diye bağırmanı bekleyeyim mi?" diye sordu adam. "Hayır, sadece sarıl. Kolunda dönmek istiyorum, bu kez!" dedi kadın.
Bardan tek vücut gibi çıkıp gittiler.