Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Yaşlılar ve suçlular

Radikal · 22 Mart 2000

'Daimi leyli' yıllarımın içinden çıkıp gelen okul ve kader arkadaşım, Notre Dame De Sion'un öteki minesi Mine Haksal ile kavuştuk dün gece. Aynı sınıflarda değildik ama, aynı dönemde aynı

adı, tüm anlamıyla taşıdık. Fransızcada 'mine' yazılıp, 'min' diye okunan sözcük, mayın demektir. NDS'te öğretmeninden öğrencisine herkes bilirdi, iki Mine'nin üstüne varılmayacağını. İkimiz de 'siyasal'dık. Ancak ben bencildim, o cömertti. Fikirlerini paylaşıyordu.

Ona ödettiler düşünmek 'suçunun' ülkemizdeki bedelini.

Dün gece, yine politika konuştuk Mine'yle. Adaşım, "Gençlere çok güveniyorum. Pırıl pırıl bir gençlik yetişiyor, Türkiye'yi onlar değiştirecek," dedi. Hep iyi niyetlidir öteki Mine. Yani benim tersim. Son günlerde pek çok kişi bu kanıyı taşıyor. Oysa ben karamsarım. Acı acı gülümsedim arkadaşıma: "Hepsini biçecekler! Bir kez daha, henüz süte durmuş buğday başakları gibi biçilecek hepsi..."

Pek çok genç ve öğrenci okurum var. Birbirinden güzel, güçlü ve inançlı mektuplar yazıyorlar. Hepsine yalnız kendilerini düşünmelerini, kendi geleceklerini ve çıkarlarını korumalarını öğütlüyorum. Çünkü yakından izliyorum, çoktan anladım. Türkiye'deki ihtiyarlar iktidarı, iktidarda ölmeye kararlı muhteris bunaklar, (dün tükürdüğünü, bugün yalayanlara başka ne denir?) onları tepeden indirecek bir gençliğe asla şans tanımayacaklar. Bütün önlemleri aldılar, tüm kapıları kapattılar, alttan yukarı doğru çıkacak temiz ve taze güçlere geçit yok Türkiye'de. Yalnızca kendi sularına giden, onların iktidarını kabullenen, tebaa zihniyetinde hareket eden ve sistemi değiştirmeyi şavullamayan kişilerden oluşuyor yanlarında barındırdıkları, siyasal yaşam hakkı tanıdıkları 'prensler'. Hatta onların sistemini koruyan bu prenslere bile güvenmiyorlar. En yakın kanıtı, kırk yıldır doğrularından çok yanlışlarıyla parlayan bir devlet politikasının en ağır sorumluluk payını taşıyan bir cumhurbaşkanı yerine, başka bir cumhurbaşkanı adayı çıkarmayı bile göze alamamaları. Yaşlı, hasta ve yanlış politikalardan aynı oranda sorumlu bir başbakan, tepesinde kendisinden genç, sağlıklı ve günahsız bir cumhurbaşkanı ister mi?

Aslında gençler de tuzağın farkındalar. Doğru dürüst eğitim görmüş, yetişmiş gençlerin hemen hiçbiri, politika yapmak istemiyor. Neden istemiyor? Her şeyden önce cehalet, düzeysizlik ve pislik dolu bir politika sahnesinde dövüşmek, kendisini de kirleteceği için.

İkincisi, sistemi temizlemeye kalkarsa, pislik tarafından boğulacağını bildiği için.

Eğer sistem, gençlerin yükselmesine tıkalı olmasaydı, hâlâ daha bu ihtiyarlar mı iktidarda olurlardı Türkiye'de? Avrupa'nın en genç ülkesi Türkiye'nin Avrupa'nın en yaşlı devlet adamları tarafından yönetilmesi bir rastlantı mı? Türkiye'nin tepesinde oturan muktedirlerle, kaderine hâkim oldukları nüfusun yaşları arasındaki açık fark; milletvekilleri maaşlarıyla milletin asgari ücreti arasında da var. Demek ki Türkiye'deki iktidarlar, hem yaşta, hem parada gençliğin gücüne bin basar!

Neler neler yapmadılar ki o yaşlı muktedirler, bu ülkede yerlerini alacak gençler yetişmesin diye. Onların kader dedikleri yeteneksizlikleri ve suçları sorgulayıp yenmeye kalkan tüm zeki ve cesur gençleri işkenceden geçirdiler, hapsettiler, bazen de öldürdüler. Hâlâ daha, öğretmen talep eden ortaokul öğrencilerini adli takibe alan, pankart açanı yıllarca hapse mahkûm eden onlar değil mi? Devlet okullarının öğretmen ve öğretim üyelerini, karpuzcunun kazancından daha az maaşlara bağlamak eğitime verilen önemi mi gösterir?

Evet. Yaşlı ve suçlu muktedirlere rağmen pırıl pırıl bir gençlik yetişiyor Türkiye'de. Ne yazık ki bu bir

avuç taze, inançlı, masum ve donanımlı insana karşı; onlar yıllarca laik öğretim yerine dini eğitime destek vererek, milyonlarca koşullanmış beyin, cesaretini ve zekâsını hiçbir dogmayı sorgulamak için kullanmayacak kuklalar yetiştirdiler.

Ve bu iki gençlik arasında, gündüzle gece kadar fark var. Ama gündüzü savunanlara karşı, gececiler daha kalabalık.