Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Bir gazetecilik dersi

Radikal · 27 Mart 2000

ARTE, adı gibi sanat yoğunluklu bir Avrupa televizyonu. Hatta Avrupa Birliği'nin çoksesli kültür anlayışını oluşturan ilk örnek diyebiliriz. Bu televizyon, Fransız ve Alman devletlerinin ortak malı. Giderleri tümüyle iki devlet tarafından karşılanıyor. Geliri yok. Reklam almıyor, popülizm yapmıyor, eğlence programı yok, yarışma programı yok, sunucuları star değil, hatta star sisteminin tam karşısında yer alıyor. Kısacası, medya tarihinin reyting ve arz talep ilişkilerinden bağımsız, dolayısıyla kaliteden ödün vermeyen ilk televizyonu. İlk diyorum, çünkü gerisi gelebilir.

Neden mi?

Başta Türkiye gibi ülkelerde düşünülemeyecek, diğer ülkelerde de düşünüldüğü zaman 'kesinlikle tutmaz, çok sıkıcı olur, kimse seyretmez, mali açıdan tam bir felaket olur,' denilen bu kültür ve sanat televizyonu, yayına başladığı günden beri seyirciyi soluk soluğa tutuyor ekran karşısında. Birbirinden ilginç konularda düzenlediği 'tema' geceleri, insanın aklını kurcalayan tüm sorunları işliyor, belgeselleri olağanüstü; en basit seyirci tabakalarını bile sanat ve kültürle barıştırdı. ARTE'yi henüz doğmadan gömen ticari Avrupa televizyonlarının artık gıkı çıkmıyor konu hakkında, hatta ARTE'nin temalarını, program düzenini ve grafik yeniliğini taklit etmeye çalışıyor hepsi. Sizin anlayacağınız, ARTE'nin başarısı artık tartışılamıyor ve medya ticaretinde ilk kez iyi kötüyü kovdu, nitelik niceliği yendi.

Fransa'da Fransızca, Almanya da Almanca izlenen iki dilli bu televizyonu, bir yıldan beri Jobst Plog adlı bir Alman gazeteci yönetiyor. Plog, rastgele bir yönetici değil. 1991 yılından bu yana NDR radyo-televizyon kurumunun başkanı. NDR ise, ünlü İngiliz yazar Graham Green'in kardeşi Sir Hugh Green tarafından İkinci Dünya Savaşı sonrası Hamburg'da kurulmuş radyonun devamı ve Plog, bağımsız basın kavramının en ateşli savunmacısı Sir Green'den aldığı gazetecilik terbiyesini sürdürüyor yönettiği kurumlarda.

Alman gazeteci Jobst Plog, Fransız hükümetiyle savaştı ve iki ay önce, tek başına verdiği bu savaşta Fransa'yı yendi. Mücadele ilginçti: Fransız hükümeti, devlete bağlı televizyonları bir 'holding' çatısında toplamak kararı almıştı. Fikir, bizzat Başbakan Lionel Jospin'indi. Eh, ARTE'nin yarısı da Fransa'nın değil miydi, kendilerine ait bölümünü de aynı holdinge katma kararı aldılar ve görüşlerini ARTE'nin Alman yöneticisine danışmak zahmetine katlanmadılar. Tepki gecikmedi. Plog, ARTE kameralarına değil, Alman yazılı basınına bir demeç verdi: "Fransızlar, ARTE'yi emirlerinde sanıyor. Ancak bu televizyonun iki devlete ait ve başkanının Alman olduğunu unutmamalılar!" Fransız hükümetinin kararını uygulamaya koyma aşamasında ise, aynı zamanda hukukçu olan Plog savaş planını açıkladı: "ARTE televizyonu devletlerüstü ve bağımsız bir medyadır. Eğer Fransız bölümünü holdingleştirecek olurlarsa iki ülkenin devlet konseylerine başvururum!"

ARTE'nin iki devletin malı olduğunu sanan Fransız Başbakanı Lionel Jospin, şaşırdı. O holdingleşme kararından Alman Başbakanı Gerhard Schröder'i haberdar etmişti, yalnızca dört yıl için atanan bir genel müdürün ne yetkisi olabilirdi ki?

Jobst Plog, aslında kendi başbakanı Gerhard Schröder'in 'senli benli' dostuydu. Kapısını çalabilir ve ARTE'yi Schröder'i arkasına alarak savunabilirdi. Ama yapmadı. "Çünkü," diyordu, "Almanya'da Nazizmin çöküşünden bu yana medyalar hükümetleri denetler, tersi değil. Gazetecilik, Schröder'in işi değil, ARTE benim sorumluluğumda. Ben bu kurumu devlete savundurtmam, kendim savunurum!"

Plog'un inadı karşısında, Fransız hükümeti ARTE'nin yöneticisine bir elçi gönderdi. Söz konusu elçi, karşısında anadili gibi Fransızca konuşan, Fransa hayranı, ama bir o kadar da tavizsiz ve tecrübeli bir basın patronu buldu. Savaş, yarım yıl sürdü. Ve Fransız hükümeti, ARTE'yi devlet televizyonları holdingine katmak kararını iptal etti. Plog, kazanmıştı. Hem de tek başına. Çünkü aynı televizyonun Fransız yöneticileri, devletten korkup hiç seslerini çıkarmamışlar, onun tarafını tutmamışlardı mücadele sırasında.

Avrupa tarihinde yine bir Alman-Fransız savaşını, yine bir Alman kazanmıştı. Ancak bu kez, sonuçtan herkes memnun. Özellikle devletlerüstü seyirciler.