Muhiddin YÜZÜAK
Radikal · 29 Mart 2000
Oflu Hasan, Oflu Hüseyin, Oflu İsmail, Oflu Avni, Arap Nasri, Malatyalı Hüseyin, İnci Baba, Cavit Kılıç, Hacı Çapan, Drej Ali, Oral Çelik, Selim Edes, Enis Karaduman, Sedat Peker, Vedat Peker, Mehmet Saruhan, Ömer Lütfü Topal, Hilal Altıntaş, Ceylan Tecimer, Uğur Kılıç isimleri sizin için ne ifade ediyor bilmiyorum ama sevgili okurlar; yukarıdaki 'mani'yi benim kara kaplı defterime kendi elceğiziyle yazan Avukat Muhiddin Yüzüak için, uzmanlaştığı alandaki 'müşterilerini' ifade ediyor. Muhiddin Yüzüak, halen Alaattin Çakıcı'nın avukatı. Benimle karşılaşmak şanssızlığına Çakıcı'nın Nice Adliyesi'ndeki ilk duruşmasında uğradı. Şanssızlığı diyorum, çünkü insan sarrafı Muhiddin, o gün kendisini ilgiyle dinleyen, notlar alan ve hatta defterine yazılar yazdıran benim 'gazeteci' olduğumu unutmuşa benziyordu. Aldığım notları kullanacağımı aklına bile getirmemişti. Hava güzeldi, Nice kenti ılık bir sonbahar günü yaşıyor, biz haberciler, Çakıcı'nın 'jilet' bakışlı adamları, kardeşi ve avukatlarıyla Adliye Sarayı'nın önündeki kaldırım kahvelerine taşıyorduk. Muhiddin, coştukça coştu, anlattıkça anlattı. Türk mafya tarihinin, çarıklı erkânı harp feylezofluğuna soyunmuştu. Türk Mafyası hakkında: "İlk jenerasyon," diyordu, "Kabadayılardı. İkinci jenerasyon kafalı gangsterler. Ben iki jenerasyona da hizmet ettim. Şimdi üçüncüsü geliyor, ilk ikisinin karışımı. Hem kabadayı, hem de gangster oluyorlar." Muhiddin Yüzüak, "Fransa'da, ABD'de, İngiltere'de, İsviçre'de, her yerde evim var, bütün dostlarım kalırlar," diye açıklamaktan korkmuyordu. Ve bu açıklamasıyla, en azından son müvekkili Çakıcı ve Erol Evcil gibi ortaklarına ABD, İngiltere, İspanya, İsviçre 'sürgünlerinde' altyapı hizmeti vermiş olduğunu da hissettirmekten kaçınmıyordu.
Muhiddin Yüzüak'ın başı Çakıcı'yla, benim o günü anlatırken bu sütunda yer verdiğim bir dörtlüğü yüzünden derde girdi. Çakıcı'nın avukatlığından bir yıl süreyle kızağa çekildi ve ünlü baba Türkiye'ye gönderilmeden az önce affedilerek, yeniden sahneye çıktı. Şimdi, 'öz' Karagümrük çetesinin çeribaşı Nuri Ergin ile Alaattin Çakıcı arasında postacılık yapıyor. Arabasında Çakıcı'nın silahlı adamlarını taşıyor.
Bütün bunları niçin anlatıyorum?
Nuri Ergin ve Alaattin Çakıcı'nın yazışması, ilk kanlı mevyelerini Çakıcı çetesinin üstelik yanlış adreste, 16 kişiyi yaralamasıyla verdi. Şimdi Türk adaleti ve polisi, saldırganları arıyor. Normal. Saldırtanı da sorguya çekiyor. O da normal. Peki ama saldırtandan saldırana emri ulaştıran kim? Çakıcı'yla görüşen avukat ve yakınları değil mi? Onlara ne muamele öngörüldü, merak ediyorum. Hiçbir yaptırım öngörülmediğine eminim. Neden mi? Muhiddin Yüzüak'ın müşteri listesine şöyle bir göz atın. Haraç ve kaçakçılık mafyası, Susurluk çetesi ile nasıl da iç içe değil mi? Konuşmayan Alaattin Çakıcı, Oral Çelik vb. yerine, Muhiddin Yüzüak'ın konuşması sağlansaydı, kimbilir neler neler anlatırdı... Ama kimin işine gelir? Herhalde devletin değil.
Çakıcı ile Ergin arasındaki yazışmaya, bir kez daha 'iti ite kırdırmak' politikasıyla izin verildi. Ve bir kez daha, 16 masum yurttaş ödedi bu politikanın bedelini. Normal. İti ite kırdıran bir devlet kocayınca, itlere rezil olmakla yetinir ancak.
Muhiddin Yüzüak'ın bugünkü dörtlüğü, 'KOYAMADIK' başlığını taşıyor ve hazretin
mezar taşına kazınmasını öngördüğü yazıt. Evet, bu halkın sırtından ve cebinden geçinenlerin hiçbiri, doyamadı, sayamadı ve ihtirasına son noktayı koyamadı. Türkiye'de ise adam gibi adamlığın mezarı çoktan oyuldu, devletin devletliğine son nokta, çoktaaan koyuldu!