İktidar ve şiddet
Radikal · 3 Nisan 2000
Prof. Dr. Doğu Ergil'in, 'Şiddetin Kültürel Kökenleri' üzerine yazdığı araştırma bugünlerde dönüp dönüp okuduğum, okudukça düşündüğüm, düşündükçe içimi acıtan bir metin. Yarım yüzyıldır içinde debelendiğimiz kanlı banyoların, siyasal sığlığın öylesine doğru bir teşhisi ki, bazı bölümlerini sizinle paylaşmak istedim. Bu bölümleri dikkatle okursanız, Demirel'in yeniden seçilmesinden Cevdet Çağlar'ın servetine, bölücü örgütlerin mafyalaşmasından Susurluk 'kahramanı' İbrahim Şahin'in yattığı hastane kapısına üşüşen karanlık suratlı adamların, birbirlerini koç gibi toslayarak selamlamasına; Türkiye'de her şeyin, ama her şeyin, devletten millete, milletten devlete akan tüm olumsuz elektriğin bir şiddet trafosuna bağlandığını anlıyorsunuz. Bakın, neler söylüyor Doğu Ergil:
"Bir toplumda şiddetin dozu genellikle, o toplumda var olan siyasal sistemin güçsüz ve vatandaşlık haklarını kullanmakta zorlanan kesimlerine karşı olan tutumu ile belirlenir. Zayıfa ve güçsüze ilgi gösterilmemesi ve destek olunmaması, dolaylı bir şiddet ve zulüm biçimidir. Çünkü güçsüze ilgi ve destek eksikliği, bir toplumsal ve siyasal duyarsızlık ölçüsüdür. Böyle bir duygusal nasırlaşma, ortak yaşamda masum bir tavır değildir. Toplumun büyük çoğunluğu, bu duyarsızlığa ve yol açtığı zulme karşı koymuyorsa, onlar da doğrudan şiddetin ve zulmün tarafı olmakla suçlanabilirler. Kaldı ki, iktidarda olmadan zalimlerle birlikte olmak, onların kurbanı olmak demektir.
Şiddeti farklı eksenlerde sınıflandırdığımızda, bu eksenlerden biri, failin kişiliğine göre şiddettir. Ölçüsü ise, şiddetin bireysel ya da kolektif olarak uygulanıp uygulanmadığı. Kolektif şiddetin failleri, mafya gibi profesyonel çetelerden adi suç örgütlerine, kabilelere, etnik gruplara, toplumsal sınıflardan uluslara ve devletlere kadar çeşitlilik gösterirler. Uluslar ve devletler arasındaki şiddete 'savaş', ulus-devlet içindeki etnik gruplar ya da sosyal sınıflar arasındaki yaygın şiddete ise 'iç savaş' denir."
Bu tanımı doğru kabul edersek, sevgili okurlar, Türkiye sürekli bir iç savaş içinde. PKK bitmeden Hizbullah başlıyor, Hizbullah devam ederken DHKP-C bombalarını koyuyor, mafya babaları hapiste bile kapışıyor, Susurluk aslında bir iç savaş, bir iç savaş olduğu için 'kahramanları' var. Ve bu savaşta devlet de taraf. Çünkü, Doğu Ergil'e göre: "Şiddetle güç kazanan ya da güçlü konumlarını sürdürenlere, yani egemenlere karşı
ezilenler de şiddetle karşı koyabilirler. Ancak, ezilenlerin şiddeti, yapısal reform isteği içermiyorsa kendilerine kalıcı ekonomik ve siyasal çıkarlar sağlayamaz. Tersine, bir gelecek projesi içermeyen tepkisel şiddet, adi suç ilişkilerine ya da mafya gibi yasadışı örgütlere uygun bir ortam yaratabilir. Şiddet, onu en iyi uygulayanların varlık ve kazanç nedeni olur..." diye Türkiye'de borusu
öten çıkar çevrelerini ve karanlık güç odaklarını en iyi biçimde tanımlayan Prof. Ergil, devletin niçin Susurluk altı olup, karanlık güç odaklarının eline geçtiğini de açıklıyor:
"Bir toplumun siyasal ve hukuksal sistemlerinin ana kaygısı, adaleti sağlamak ve korumaktan çok, güç ve fırsat eşitliğini engelleyen STATÜKOYU korumaksa, o toplumda YAPISAL ŞİDDET var demektir."
Sizce halen Türkiye'deki iktidar, statükoyu mu korumaya çalışıyor, yoksa eşitsizlikleri, yoksulluğu, adaletsizliği giderecek düzenlemeler mi yapıyor?
Demirel'i cumhurbaşkanlığında muhafaza etmek için harcanan çabayı ve doğrultmak için hiçbir şey yapılmayan eğrilikleri düşünün, kararı kendiniz verin. Yapacağınız tanım, Türkiye'deki şiddetin kaynağı olacaktır.