Dünyanın sonu
Radikal · 7 Nisan 2000
17Mart günü, Afrika Kıtası'nda dökülen kana alışık dünya kamuoyu, nasır tutmuş duygusallığına rağmen Kanungu diye bir yerden gelen fotoğraflarla sarsıldı. Kent midir, köy müdür çözemediğim Kanungu'nun aynı adı taşıyan kilisesi, içinde 400 müminiyle birlikte yanıp kül olmuştu. Yangını çıkaranlar, yananların üye olduğu 'Hareket' tarikatının elebaşlarıydı ve elbette cesetler arasında değildiler. Yangından birkaç gün sonra, ölüleri gömmek üzere kilise çevresinde toplu mezar kazandıran yerel idareyi kötü bir sürpriz bekliyordu: Nereye kazma vurulsa, ceset çıkıyordu. Yani kilisenin bahçesi, zaten toplu mezardı ve tarikat, 400 müridini yakmadan önce bine yakınını öldürmüş ve gömmüştü. Dünya basını Kanungu'ya aktı ve söz konusu tarikat hakkında ilk bilgiler gelmeye başladı. Tarikatın liderliğini eski bir fahişe olan Credonia Mwerinde ile ülkedeki Katolik okulları müfettişi, politikacı eskisi ve toprak ağası Joseph Kibwetere paylaşıyorlardı. Birlikte kurdukları 'Hareket' tarikatı, 'İnsanlar, Tanrı'nın On Emri'ne uymadıkları için dünyanın sonu geldi,' görüşünü yayıyor ve müritlerine, tarihi 2000 yılı olarak saptanan kıyametten kurtulma güvencesi veriyordu. Kıyametten korkan yoksul Ugandalılar ve hatta Ruandalılar Hareket tarikatına üye olabilmek için topraklarını satıyor, paraları eski fahişe ile eski politikacı liderlerine veriyor ve gece gündüz ayin yapıyorlardı. Ayin kurallarını, Hz. İsa'nın kutsadığı Maria Magdalena'nın ruhunu taşıdığını iddia eden eski fahişe Credonia belirlemişti. Müritlere konuşmak yasaktı, işaretleşerek anlaşıyorlardı. Alkol içmek yasaktı, cinsel ilişki yasaktı. Analar, babalar ve çocuklar, kurallara karşı geldiklerinde tarikat şeflerine birbirlerini gammazlamakla yükümlüydüler. Ayine başlamadan önce özel bir iksir içiliyor, gece gündüz, durmadan kafa sallayarak, öne arkaya kaykılarak hep bir ağızdan dua ediliyordu. Credonia, belirli aralıklarla çıkıp, Hz. İsa ya da Meryem'den aldığı mesajları iletiyordu müritlere. Peki ama, böylesine verimli bir 'business', nasıl
olup da müritlerin öldürülmesiyle sonuçlanmıştı? On Emir arasında 'Öldürmeyeceksin!' emri yok muydu?
Topluluğu ayinlerle sarhoş etmek yetmemişti anlaşılan. Beyinleri ne kadar yıkansa da, kimi müritler ha bugün olacak, ha yarın diye bekledikleri dünyanın sonu bir türlü gelmeyince 'sabırsızlanmaya' başlamışlardı. Ve tarikat liderleri, önce beşer onar birbirlerine öldürttükleri müritlerden son dört yüzünü kilisede yakıp, paralarla birlikte kaçmakta buldular selameti.
Kanungu; Uganda'nın batısında, küçücük çocukların bile savaştığı eski Zaire ile 1994 yılında Hutuların Tutsileri boğazladığı, tarihin en büyük soykırımlarından birine sahne olan Ruanda sınırında bir yer. Bu topraklar yıllar boyu, İdi Amin ve Milton Obote adlı diktatörlerin kanlı rejimlerine sahne oldu. İşkence, şiddet ve cinayet, günlük yaşamın bir parçası. 400 müridini öldüren tarikat, alanında tek değil. Böyle yüzlercesi var. Çünkü... Silah tüccarlarından aldıkları komisyonlar yüzünden aralarındaki savaşı hiç bitirmeyen yerel yönetimler, bu tarikatları, halkın beynini yıkamak, soygun düzenine karşı çıkmasını önlemek üzere birer 'istikrar' ögesi olarak kullanıyorlar. Uganda yönetimi, yıllarca ve yıllarca Hareket tarikatının işlediği cinayetleri görmezden gelmiş. Yapılan tüm suç duyurularını hasır altı etmiş.
Size Afrika'yı anlatıyorum, ama Türkiye'den söz eder gibiyim, sevgili okurlar. PKK, Hizbullah, yıllarca süren düşük yoğunluklu savaş, toplumsal şiddet, devlet desteği, sallabaş ayinleri, tarikatlar, Türkiye'de ne varsa, Uganda'da da var. 'Şeriata uymadınız, deprem
oldu' diyen Müslüman hocalarla, 'On emre uymadınız, dünyanın sonu geldi!' diyen fahişe eskisi Credonia arasında ne fark var? Tutsileri Hutulara kıydıran Ruanda yönetimi, size PKK'ya karşı Hizbullah'a ses çıkarmayan bir başka yönetimi anımsatmıyor mu? Ya din ve tarikat yoluyla, 'özgün düşünce ve eleştiri'den yıkanan beyinler, konulan yasaklar, katli vaciptir emirleri, dönenin vurulduğu yol, tıpkısının aynısı değil mi?
Ama kim ne derse ve kim birbirini ne kadar boğazlarsa boğazlasın, dünyanın sonu gelmeyecek. Gele gele, biz Türkiye olarak çağdaş Afrika medeniyetleri düzeyine erişebilmişiz ancak!