Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Dilek

Radikal · 8 Nisan 2000

Süleyman Demirel'in çok talihli bir insan olduğunu anladığımda, sekiz dokuz yaşındaydım. Annem, "Ön iki dişi ayrık olanlar şanslıdır," derdi ve Demirel'in basına yansıyan ilk fotoğraflarında dişlerinin ayrığı açıkça görülüyordu. Zaman, rahmetli anacığımı haklı ve Süleyman Demirel'in zemberekli bir politikacı olduğunu ortaya çıkardı: Hangi kutuya kapatsalar, bir süre sonra sahneye fırlıyordu yeniden. Yetmiiş, sekseen, doksaan... Derken, darbukadan çok makineli tüfek tarakalarının fon müziğini oluşturduğu yılları zemberekli Demirel'in gölgesinde yaşadı, Türk milletinin üç kuşağı.

Meclis'teki ikinci oylamadan önce arkadaşlarıma bir kehanette bulundum ve: "Süleyman Demirel'in iki dişi ayrıktır, dolayısıyla cumhurbaşkanlığı biter," dedim. Çünkü ikinci cumhurbaşkanlığının, Demirel'in 'ödeme' dönemiyle çakışacağından emindim.

Yaşamda her şey, eninde sonunda ödenir. Her şeyin, iyiliğin ve kötülüğün bir bedeli vardır. Türkiye'nin bir türlü doğrultulamayan eğri kaderinin sorumlusu elbette tek başına Demirel değil. Ancak bir insan kırk yıl politika yapmış ve en üst düzeyde görevler almışsa bir devlette, hamura ve çamura bulaşmıştır eli. Eğer Demirel ikinci kez cumhurbaşkanlığına 'atansaydı' Meclis tarafından, bırakın muhaliflerini, salt kırk yıldır aynı çehreyi seyretmekten bıkmış bir halkın tepkisiyle BİLE karşılaşacaktı.

Meclis'te, cumhurbaşkanlığı ile ilgili Anayasa değişikliği önerisine olumsuz oy veren politikacılar, kocayan bir politika kurduna, sahneden soylu bir çıkış gösterdiler. Boşuna olduğunu bile bile, umutlandım birden: Acaba, acaba bu kez, ilk kez, Türkiye'nin taze güçlerine, iyi yetişmiş gençliğine, aydınlarına, çağdaş ve lekesiz azınlığına benzeyen bir cumhurbaşkanı bulunabilir mi? Türk gençliği, son yirmi yılda ortalama on santim uzadı. Acaba kısa sayılmayacak bir cumhurbaşkanımız olabilir mi? Türk gençliği, kızı erkeği, çok güzelleşti, boylu poslu ve incecik. Bir kez olsun, şişman sayılmayacak, uzunca, yakışıklı ve 'sivil' bir cumhurbaşkanımız olabilir mi? Türk gençliğinin azımsanmayacak bir kesiti, düzeyli ve düzgün konuşuyor. Hani yani değişiklik olsun diye, yeni cumhurbaşkanımız çarıklı erkânıharp değil de 'kentli' üslupta konuşabilir mi? Kimse darılıp gücenmesin, ama bir de kabak kafalı olmayan bir cumhurbaşkanı istiyor gönlüm. Vallahi ve billahi kelliğe karşı değilim, ama bir değişim rüzgârı başlamışken, buracıkta dinmesi yazıktır diye düşünüyorum. Şöyle bir yokladım belleğimi, cumhurbaşkanlığı koltuğuna kel oturmayan bir askerler var, bir de Turgut Özal.

Bu ölçüleri yüzeysel ve yapay sayacaklara yanıtım hazır: Türkiye'de cumhurbaşkanlığı yapmak, özel hasletler gerektirmiyor. Biraz eğitim görmüş, yol yordam öğrenmiş, denge kollamasını bilen herkes cumhurbaşkanı olabilir. Ama yukarıdaki ölçüler gözetilirse, hiç olmazsa görünüş kurtulur, bir Clinton'ın ya da Chirac'ın karşısına eli yüzü düzgün ve aşağıdan yukarı doğru bakmayan bir adam çıkar. Putin'e, Blair'e, Schröder'e falan hava basarız, "Bizimkisi daha yakışıklı!" diye.

Bir de, bir de, deli gönül işte, isterdi ki bu millete 'baba' aranmasın artık, hepimizin soyu sopu belli; oturaklı ağabey ve beyamcalara da ihtiyacımız yok. Ne sevgi, ne de nefret, ama saygı duyacağımız bir cumhurbaşkanımız olsun. Dileğimin bu noktasında, DSP'lilerden özel bir ricam var. Sakın Hikmeti Sami'den sorulan Türk adaletine bakanı aday gösterip, benim elimi mürekkebe bulamayın. Gücü Çakıcı'ya yetmeyen bu zat beni mahkemeye vermiş... Naçiz yazarınızı olası bir cumhurbaşkanına da, 'her kuşun eti yenmez,' düsturunu öğretmek zorunda bırakmayın!