Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Eşcinsellik 'Bis'

Radikal · 10 Nisan 2000

Kaç ay oldu unuttum, tatile çıkmıştım, sütunumu boş bırakmamak için yıllar önce kitaplaştırdığım yazılardan birkaçını güncelleştirip Radikal'de yayınladım. Yazılardan biri, eşcinsellik üstüneydi. Yazıda, eşcinsellerin duygusal ve cinsel tercih haklarını savunuyor, Avrupa'da kendilerine tanınan yasal statülerden söz ediyordum. Özellikle de Fransa'nın kabul ettiği PACS yasasından. PACS yasası, çiftlerin cinselliğine bakmadan, ister homoseksüel, ister heteroseksüel olsun, nikâhsız yaşayan tüm çiftlere miras hakkı tanıyan, dolayısile bugüne değin süregelen büyük bir haksızlığı bitiren yasa. Düşünün: İki insan, ister erkek erkeğe olsun, ister kadın kadına ya da erkek ve kadın, yıllarca birlikte yaşıyorlar, ama ölüm halinde biri birine miras bırakamıyor, ayrılık halinde mal mülk ortak sayılmıyor, paylaşılamıyordu Fransa'da. İşte PACS, bu haksızlığı giderdi. Ancak yeni yasa, eşcinsel çiftlere tek bir hak tanımıyordu: evlat edinme hakkını. Ben de bu konuda çok kuşkulu olduğumu ve eşcinsellerin hakkı derken, çocuk haklarının göz ardı edildiğini söyleyerek bitirmiştim yazımı.

Vay sen misin eşcinsellerin evlat edinme 'hakkı'nı sorgulayan. Yüzlerce protesto mesajı aldım. Meğer ne çok eşcinsel okurum varmış, ne çok severlermiş, ama artık sevmeyecek ve okumayacaklarmış beni... gibi. Duygusal olan tepkilere üzüldüm; ama bazılarına, hatta sinirlenmemek için okumadığım, çünkü isterik olduğunu bildiğim kimi yazarların saldırısına çok şaşırdım. 'Sinek Sarayı' gibi bir romanın yazarını eşcinsel düşmanlığıyla suçlamak, KAFASIZLARA yaraşırdı doğrusu! Kadın haklarını savunan feminist gruplaşmalara karşı olan ben; kadın yazar, erkek yazar ayrımını bile kabullenemeyen, yetenek ve hakka, eşitliğe ve özgürlüğe cinsellik biçmeyi reddeden benim, herhalde eşcinsellikte bir 'lobby' anlayışını desteklemem beklenemez. Bugün, daha önce söz verdiğim gibi konuya devam ediyorum. Ama 'lobby'cilere değil, kafaları cinsel farklarla koşullanmamış eşcinsellere, özgür ve bireyci iradelere hitap ediyorum. İsterik 'lobby'ciler beri dursun, yok farz etsinler naçiz yazarınızı. Çünkü ben onları 'yok' sayıyorum.

Hiçbir 'yazılı' kural ya da yasa, ister homoseksüel olsun, ister heteroseksüel, bir kadının ya da erkeğin çocuk sahibi olmasını 'pratikte' engelleyemez, salt meşru görmeyerek bürokratik zorluk çıkartabilir, o kadar. Bir eşcinsel, ister erkek olsun, ister kadın; ister kendisinin kanından canından yoğrulsun, ister evlat edinilmiş bir yavru; bunca severek ve arzu ederek sahiplendiği çocuğa, kuşkusuz EN AZ heteroseksüel bir ana ya da baba kadar iyi bakacak, en güzelini vermeye çalışacaktır. Pek çok eşcinsel arkadaşım var, hepsinin çocuk arzusunu yüreğimde duyuyor, sahip olmalarını istiyorum. Ve hatta, bakamayacakları sayısız çocuk yapıp hayatlarını ziyan eden sözümona 'normal' ve sorumsuz ailelerden çok, onların çocuk sahibi olmasını tercih ederim. Ancak eşcinsel arkadaşlarıma bir önerim var, değer verir ya da vermezler: Çocuklarını yalnız sahiplensinler, yalnız yetiştirsinler ve cinsel yaşamlarını çocuklarla aynı çatı altında sürdürmesinler.

Çocuk sahibi olmak, zaten fedakârlık isteyen bir kurum. Böyle bir fedakârlık, her şeyden önce çocuğun birey olarak cinsel seçim özgürlüğüne saygı demektir; ikinci derecede de zaten acımasız bir toplumda gereksiz yere hırpalanmasını önler.

Özgür bilinçle yetiştirilmiş tüm çocuklar, özellikle buluğ çağında ailelerine hesap sorarlar. Kendi kişiliklerini kanıtlamak için, babasını tahttan indiren Zeus gibi, ortada fazla ağır bir fatura olmasa bile, anaya babaya bu hesabı sormak ve isyan etmek zorundadırlar. Sormamaları, aile açısından övünülecek bir şey değildir, çünkü ömür boyu soramadıkları soruların ağırlığı altında ezilir o çocuklar. İşte bu sorular ve çocukların isyan dönemlerinin bedelleri, aynı çatı altında yaşayan eşcinsel çiftler açısından, heteroseksüel ailelere olduğundan daha ağır ödetilmeye namzet.

Türkiye'de örnekleri var mı, bilmiyorum ama, Fransa'da görülmeye başladı. Halen Fransız mahkemeleri, karşılarına yeni çıkan iki dava türüyle boğuşuyor ve yargıçlar, gerçekten ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bu davaların bir bölümü, evlat edinilmiş ve erişkin olduktan sonra eşcinsel ailesini: "Beni ne hakla evlat edindiniz, iki ana, iki baba olarak yetiştirdiniz?" diye mahkemeye veren gençler. İkinci tür ise, eşcinsel çiftlerin ayrılmalarına değin. Eğer eşlerden birinin kendi çocuğuysa, alıp gidiyor ve diğeri ve o diğerine alışan çocuklar bir dram yaşıyor. Yok evlat edinilmiş bir çocuksa, kime verileceği bilinmiyor. Sizin anlayacağınız, heteroseksüel çiftlerde yaşayan tüm çocuk sorunları, eşcinsellikte sürdüğü gibi, ek boyutlar da kazanıyor.

Durum, işte bu. İsteyen, istediği gibi yorumlar.