Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Kanlı oyun

Radikal · 16 Nisan 2000

Aşk masalı bekleyenler bağışlasın, günün mana ve ehemmiyetine binaen bugün sahaya inmek zorundayım, sevgili okurlar. Futbol babında ordinaryus profesörlüğümü, Fransa'da oynanan Dünya Kupası'nda ilan etmiştim biliyorsunuz. İngiltere'ye cenke giden vatan evlatlarım ve Galatasaray-Leeds maçı hakkında iki laf da bendeniz etmezsem olmaz. Konunun önemi gereği, ilk iş 2470 fıkranın toplandığı fıkra ansiklopedime baktım. Bir de ne göreyim? Koca fıkra sözlüğünde futbol hakkında hepi topu beş fıkra var! Demek futbol, benim sandığımdan daha ciddi bir iş, diye düşündüm. Fıkraları okuyunca kanım pekişti, çünkü hiçbiri futbolcular hakkında değil, hakemler üzerineydi. İşte bir örnek: Maçtan dönen hakem, eve girer girmez karısına saldırır ve tekme tokat dövmeye başlar. Bir yandan da: "Seni gidi kaltak, sürtük! Yine aldattın beni demek ha!.." diye bağırmaktadır. Kadın, önce neye uğradığını şaşırır, ardından savunmaya geçer: "Delirdin mi be adam? Kim söyledi sana böyle bir yalanı?"

"Yirmi beş bin kişi söyledi!"

"Yirmi beş bin kişi mi?"

"Tabii ya, bütün stat boynuzlu diye bağırdı bana!"

Fıkra, gülünç sayılmaz. Ama bir ders çıkardım ben. Demek ki hakemin milliyeti, Türk değildi. Bizim sahalarda hakemler, eşleri tarafından aldatılmakla değil, eşcinsellikle itham edilirler. Demek ki yabancı sahalarda 'boynuzlu' demek küfür, 'i...' diye bağrılmıyor, çünkü küfür sayılmıyor. Bizde ise, tam tersi: Hakeme 'i...' küfrüyle eşcinsellik yakıştırılıyor ve dolayısıyla karısı tarafından boynuzlanamayacağı da ifade ediliyor. Oysa yerli ve yabancı futbolseverlerin futbol dışı gündelik yaşamına baktığımızda; Batı kültüründe boynuzlanmanın hiçbir kötü anlam taşımadığını, aksine pek çok insanın boynuzlarını bir geyik azametiyle ve hiç rahatsız olmadan taşıdığını görüyoruz. Bizim kültürümüzde ise, taa Osmanlı'dan bu yana kabul görmüş, yaygınlaşmış ve benimsenmiş eşcinselliğin, herhalde ve en azından küfür sayılmaması gerek.

Kafamda bir şimşek çaktı, sahalardaki küfür yağmurundan yola çıkarak bir gerçeğe vakıf oldum: Demek ki futbol seyircileri, ait oldukları toplumların olağan niteliklerini tersine çevirip, olağandışı ve olmaması gereken ayıplar gibi sunuyorlar. Bu mantık, İstanbul'da iki İngiliz holiganı öldürüldüğünde 'Two Size!' başlığını atan mümtaz medya mensuplarımızın psikolojisini de çok iyi açıklıyor. Bu zevat, aslında her gün kendi suratına tükürdüğünün bilincinde. Ve kendinden duyduğu utancı, futbolda karşı tarafa hakaret olarak çevirip rahatlıyor.

Örneğin, İngiltere'deki Leeds maçına Türk taraftar alınmaması için oy kullanan iki UEFA üyesi, başka bir mümtaz medyamızda 'alçaklar' olarak tanımlandı. Bu tanımı yapanlar, aslında kendileri o medyalarda her gün 'alçaklık' yapanlar. Neden derseniz, şöyle bir durup düşünün: İlk Galatasaray-Leeds maçı İstanbul'da değil de İngiltere'de oynansa ve iki Türk holigan öldürülseydi, UEFA İngiliz taraftarlara ikinci maça gelme yasağını koyduğunda yine 'alçak' mı olacaktı Türk basınında? Sakın kimse Türk polisi güvence verirdi demesin, Türk polisinin kimi ne kadar koruyabileceği, Taksim Meydanı'nda belli oldu.

Dünyanın her yerinde holiganlığın ölçütleri aynı. İster İngiliz olsun, ister Türk, ister Alman, hepsi eğitimsiz, işsiz ve saldırganlık motorları, alkolle çalışıyor. Dünyanın her yerinde, hepsi, potansiyel katil.

Peki ama medya holiganlarına ne demeli? Onlar sözümona eğitimsiz değil, işsiz değil ve ayıkken saldırganlık yapıyorlar. Bence futbolun asıl arındırılması gereken şiddet kaynağı, sokaktaki serserileri kalemleriyle yönlendiren bu hasta ruhlar.