Türk'ün Maçlı Seferi
Radikal · 21 Nisan 2000
Günlerden beri düşünüyorum: Acaba ben yad ellerde gazetecilik yapa yapa, vatanımdan koptum mu? Mümkün değil. Çünkü birinci vazifem, Fransa'da Türkiye'yi ilgilendiren konuları muhabir olarak izlemek. Dolayısıyla Türkiye'de yaşayan meslektaşlarımdan bile daha dikkatli tutuyorum ülkemin nabzını. Acaba, yad ellerde vatansevmez mi oluverdim birden? Mümkün değil, çünkü sırtımda taşıdığım Türk damgasıyla her gün ve her saat yurttaşlık kimliğimi savunmak durumundayım, hatta zorunda bırakılıyorum sık sık. Peki öyleyse bana ne oldu, niye yabancı duyumsuyorum kendimi bir haftadır anavatanda olan bitene? Niçin şaşırıyor, hatta, hatta... İtiraf etmek gerekirse, "Ben mi kafayı yedim, yoksa milletim mi toptan delirdi?" diye geçiyor aklımdan?.. Derken, baktım okurlarım da benim gibi düşünmeye başlamışlar. Üstelik bazıları, lafı ağzımdan almış, tam istediğim yorumu yapmışlar. İşte size Cihanşah Muratoğlu'nun 'Postmodern Haçlı Seferleri' başlıklı mektubundan bir bölüm:
"Galatasaray maçı öncesi İstanbul'da iki İngiliz'in öldürülmesinden sonraki olaylar, tipik bir Haçlı zihniyeti doğrultusunda gelişti. Konu, sağ olsun medyamızın da abartmasıyla öyle bir hal aldı ki, sanki İngiltere Türkiye'ye savaş açtı ve iki ülke arasında sıcak çatışma var. İngiltere'ye uçan futbolcu kafilesi, gazeteciler, milletvekilleri ve diğer zevat, savaşa giden askerler gibi uğurlandılar. Neyse ki bizim hükümet, sadece 11 kişilik özel timle yetindi. Hızlarını alamayıp, ordumuzun SAS ve SAT komandolarından oluşan bir tim de gönderebilirlerdi. Bu komandolar, gece yarısı botlarla İngiltere kıyılarına sızma hareketinde bulunabilirdi. Hatta birkaç tane F16 da gidip, İngiltere semalarında alçak uçuş yapabilirdi..."
Demek ki ucuz kurtulduk, sevgili okurlar. Bütün bunlar da olabilirdi. Türkiye'de olmaz olmaz demeyin, popülist milliyetçiliğin galeyana geldiği yerde her şey olur.
Bu yazı yazıldığı sırada, Galatasaray-Leeds orduları, henüz düşman topraklarda kozlarını paylaşmamışlardı. Eğer Galatasaray yendiyse, muzaffer ordularımızın dönüşü, atılan toplara rağmen hiçbir kale düşmemiş, hiçbir burç yıkılmamış ve küffarın bir santimlik toprağı kazanılmamış olsa da bir fetih gibi kutlanacak, kesin. Yenildiyse, bütün suç İngiliz ordularının namert baskısına bağlı ve kahramanlarımız kahramanca dövüşmüş olacak, ancak çok gözyaşı dökülecek, çok dövünülecek, bu da kesin.
Peki, ama Türkiye'ye ne kazandıracak ki, her Allah'ın günü Türkiye'nin iyiliği için çalışan bunca milletvekili, bu Haçlı sayılmasa da Maçlı Seferi'ne çıktılar? Halen Fransız Parlamentosu'nda Fransız milletinin vekilleri, vergi reformunu ve internet yasalarını görüşüyorlar. Herhalde İngiltere Parlamentosu'nun da benzeri bir işi vardır. Alman Meclisi'nde de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Demek o milletlerin vekilleri, bizimkiler kadar vatansever değil. Ya da milletin kendisi cibiliyetsiz. Vekilini kendi yerine ve kendi cebinden maça göndermiyor. Cimriliklerinden olsa gerek. Ama diyorum, acaba bizim Meclis'te milletvekillerinin maaş artışıyla ilgili yeni bir yasa tasarısı görüşülüyor olsaydı, yine bu 'maç seferine' çıkar mıydı, kendileri? İyi ki maaşları daha önce artırılmıştı da, bir sonraki artışa kadar tatile girmişlerdi, dolayısıyla katıldılar mübarek gazaya.
Hepimizin gözü aydın. Milletin vekilleri sefere çıktığına göre, Türkiye deplasman meclislerde kurtarılacak artık. Bu sefer değilse, gelecek sefere. Zaferin ucu göründü, sabırsız olmayın.