Ölüler ve diriler
Radikal · 24 Nisan 2000
Kayseri'de bir genç yaşıyor (aslında yaşamıyor) ve adı sanki başına gelecekler doğumunda bilinmiş gibi, sanki adını koyanlar Aziz Nesin'in 'Yaşar Yaşamaz'ını bilirmiş gibi, Yaşar. Bir kahvehanede garsonluk yapan Yaşar Kalyoncu, yaklaşık bir aydır internet mesajları yoluyla 'resmen' yaşadığını kanıtlamak için yardım istiyor basından. Çünkü Yaşar Kalyoncu, kâğıt üzerinde insan değil, vatandaş değil, düpedüz yok. Yaşar'ın ana babası, resmi nikâhları olmadığı için mi, yoksa ihmalden dolayı mıdır bilmiyorum, doğumunda nüfus kağıdı çıkarmamışlar oğullarına. Derken annesi ölmüş, babası ne yaptı ya da ne yapamadıysa, Yaşar kayıtsız kuyutsuz yaşamayı sürdürmüş. Ancak nüfus kâğıdının yokluğu, sanal olarak yaşamayıp aslında yaşayan Yaşar'ı, yaşamaya çalıştığı Kayseri'ye hapsetmiş. Hiçbir yerlere gidemiyor. Askerlik çağı gelmiş, kütükte yok, askere çağrılmıyor. Evlenmeye kalksa, ana babası gibi kendisi de nikâh kıyamayacak, vb. Resmine baktım, sevimli, aydınlık yüzlü bir genç. Nüfus kâğıdını bir türlü çıkaramamasını, babasının yoksulluğuna bağlıyor. Çünkü Yaşar da Türkiye'de yaşamaya çalışan herkes gibi, bu ülkede her şeyin para ile elde edildiğini duymuş, inanmış.
Bu yorum hem doğru, hem doğru değil. Doğru, çünkü Yaşar'ın varoluş sorununu çözmesi gereken yerel resmi otoriteler, yani nüfus memurluğu gibi merciler, Yaşar Kalyoncu ile kuşkusuz yoksul olduğu için uğraşmıyorlar. Ha sinekten yağ çıkarmak, ha bir kahvehane garsonundan. Yoksul Yaşar'ın derin minneti, hangi paraya tedavül edilir ki?
Doğru değil, çünkü Yaşar'ın elinden mürekkep yalamış, yol yordam bilen BİR KİŞİ tutsa ve inatla ve sebatla tutsa, belki aylarca yazılır çizilir, ama sonuç alınır ve Yaşar, yaşayanlar sürüsüne katılır. Katılır da ne olur? Yaşar ha yaşamış, ha yaşamamış, Türkiye bu işten ne kazanır? Türkiye'nin genci bol, ha bir eksik ha bir fazla. Hiçbir şey yapılmasa, bıçaklı bir saldırıda öldürülmediği, kafasına serseri bir kurşun isabet etmediği, trafikte can vermediği halde 'yaşamıyor' sayılmaya devam eder, gider. Üstelik bir cinayet de az işlenmiş olur. Hatta Türkiye, bir gencini de 'öldürmeden' yaşatmayan ülke olarak, kendine ait gariplikler rekorunu bir kez daha kırar. Türkiye'de bedava hak verilmez, satılır. Bedavadan İnsan Hakları gâvur icadı olup, fasaryadır.
Türkiye, 'ölen ölür kalan sağlar bizimdir' ilkesi
üzerine kurulmuş bir ülkedir. Haklı çıkmak, ancak sağların hakkıdır. Sağ kalabilenler, bir başkasının yaşamını, hatta pek çoklarının yaşamını çalmaktan suçlu olsalar bile 'kurban'dırlar. Örneğin, İÜ İşletme Fakültesi öğrencisi 25 yaşındaki Alpay (gazete BİLE soyadını yazmaya tenezzül etmemiş) Mustafa Karahan tarafından başına şişe vurula vurula öldürülür, katil Romanya'ya kaçar, Türkiye'ye dönüşte yakalanır, 24 yıl hapis cezasına çarptırılır ve katil olduktan, hüküm giydikten sonra açtığı resim sergisi: 'Kader kurbanı Mustafa Karahan'ın sergisi' diye ilan edilir. Neden? Çünkü katil de olsa, Mustafa Karahan eski Devlet Bakanı Ahmet Karahan'ın oğludur, Demirbank'ın Finans Müdürü'dür. Türkiye'de müdürler ve bakan oğulları da katil olurlar ama, cinayetleri 'kader kurbanı' olarak işlerler, onların kaderine yanılır. Ölen ölmüş ve gömülmüştür. Yaşayan katillerin kaderine kader denir Türkiye'de. Ölenlerin kader pili kullanılıp bitmiştir.
Türkiye, uğrunda ölünen bir ülkedir. Uğrunda yaşanmasına alışkın değildir.