Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Beden sağlam, kafa sakat

Radikal · 26 Nisan 2000

Hiç unutmam, oğlum Gökçe henüz yürümeye başlamıştı, kargaya yavrusu kuzgun görünür derler ya, anneannesi, annesi ve teyzesinin gözünde dünyanın en güzel bebeğiydi; muntazam bir topatan kavununa benzeyen kafasına bakıp çok akıllı olacağına karar vermiştik (doğru çıktı), minicik kulakları, badem gözleri, ağzı, burnu öyle biçimliydi ki, hayranlıktan öte, hayretler içinde severdik. Nur içinde yatsın, anneciğim bir gün, böyle bir şefkat seansı sırasında garip bir uyarıda bulundu ve: "Bak kızım," dedi, "Sen sen ol, oğlun kendi kendine yıkanana kadar sakın bir erkeğe yaptırma banyosunu!" Söylediğinden hiçbir şey anlamadım. Gökçe'yi zaten yalnız büyütüyordum, babasına yıkatmak falan gibi bir ihtimal bile yoktu, nereden çıkmıştı ve hangi nedene dayanıyordu böyle bir uyarı? Annem, çok konuşmak istemediği zamanlarda yaptığı gibi gözlerini kaçırdı ve yalnızca: "Bana da bu öğüdü, babaannen vermişti. Kendisi de oğullarını babalarıyla bile hamama göndermezmiş!" dedi. Şaşırdım kaldım bu sözlere. Çünkü annemin, benim pek tanımaya fırsat bulamadığım babaannemi günahı kadar sevmediğini bilirdim. Zehra Hanım'ın hamam çekincesi nasıl bir gerçeğe dayanıyorsa, annem inanmakla kalmamış, kuşaktan kuşağa, yani bana da aktarıyordu. Osmanlı'nın 'oğlancılık' kültürü, benim için kitaplardan öğrenilen, aşılmış bir yozluktu o sıralar. Oğlancılık kültürü ve temelindeki sübyancılık sapıklığının Türkiye'de hiç bitmediğini, kız ya da oğlan tüm çocukları hedef aldığını ve nedense (!) Türkçe karşılığı olmayan 'ensest'le iç içe ve çok yaygın biçimde sürdüğünü kavramak için yılların geçmesi gerekti. Artık Türkiye'de, büyük kentlerin ara sokaklarında, virane apartmanların ikinci, üçüncü katlarındaki garip sinemalarda, vıcık vıcık sperm yayılmış koltuklarda, zavallı sahipsiz sokak çocuklarına, üç beş kuruş tiner parası karşılığında 'ne yapıldığını' iyi biliyorum. Çocuklara yönelik cinsel sapkınlık 'pedofili', yalnız Türkiye'de değil tüm dünyada yaygın bir iğrençlik. Kendi çocuğuna tecavüz demek olan 'ensest' de öyle. Ancak bir farkla: Gelişmiş ülkelerdeki pedofili (sübyancılık) ve ensest olaylarının sayısı aşağı yukarı belli. Çünkü bu ülkelerde hastane, polis ve mahkemeye intikal eden dosyaların istatistikleri tutuluyor. Türkiye'de sayı yok, çünkü istatistik yok. Hemen belirtmeliyim ki, zaten hiçbir konuda doğru dürüst istatistik yok Türkiye'de, çünkü çıkarmaya korkuyorlar. Çünkü sayılar konuşunca, 'Büyük Türkiye'den söz edenlerin susması gerekecek. Çünkü Türkiye'de (UNİCEF verilerine göre!) 700 bin kimsesiz çocuk var. Koruma altına alınan çocuk sayısı ise 21 bin. Koruma altına alınan kimsesiz çocukların uğradıkları cinsel tacizi, iş polise ve adliyeye intikal ettiği zaman, gazetelerde görüyoruz. Peki ya, kimsesiz olmayan kimi çocuklara anaları babaları tarafından yapılan işkence ve tecavüzler?

Son örneğini, birkaç hafta önce gördük:

Yargıtay Ceza Kurulu, çocuğuna tecavüz eden

bir babaya verilen 25 yıllık hapis cezasını kılı kılına, 12 olumsuz oya karşı 13 oyla, TEK bir oy farkıyla onayladı. Milletçe şaşırıp kaldık. Benim konuya dikkatimi de, Sosyal Psikoloji Yardımcı Doçenti Üstün Öngel çekti. Ç.Ü. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Öngel, "Sanki çocuğa yönelik cinsel taciz, tecavüz ve genel anlamda istismar konularında, çok duyarlı bir ülkede ve dünyada yaşıyormuşuz gibi şaşırdık..." diyor. Cuma günü, Üstün Öngel'in ilginç araştırmasına dayanarak, bu toplumsal yarayı deşmeye devam edeceğim.