Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Yaralı yürekler

Radikal · 28 Nisan 2000

Sosyal psikoloji uzmanı Üstün Öngel, çocuğuna tecavüz eden bir babaya verilen hapis cezasının Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda BİR oy farkla onaylanması ile ilgili olarak, yalnız Türkiye değil tüm ülkelerin tecavüze uğrayan çocuklar konusunda sicillerinin bozuk olduğunu söylüyor. Ve bu bozuk sicilin arka bahçesine gömülü sırrı, örneğin Yargıtay'da tecavüzcü babaya verilen cezayı reva görmeyen 12 yargıcın nasıl bir kültür kaynağından beslendiğini anlamak için, tecavüz konusunu 'tabu'laştıran tarihsel ve evrensel birkaç örnek veriyor. Tabudan kastım, genelinde çocuk, özelinde ensest tecavüz olgusunun tartışmaya açılmasını bile kolay kabul etmeyen sessiz yasak. Sigmund Freud da ağzının payını almış, bu tabuyu çiğnemekten.

Psikanalizin babası Freud, 21 Nisan 1896'da, Viyana Psikiyatri ve Nöroloji Topluluğu önünde 'Histerinin Nedenleri' başlıklı bir konferans verir. Konuşmasında baştan sona, kimi babaların kız çocuklarına yönelik cinsel taciz, suiistimal ve tecavüzleri üzerinde durur. Histeriye yol açan temel nedenin, çocuklukta yaşanan cinsel travmalar olduğunu savunur. Konferansın içeriği yaptığı araştırmalara, karşılaştığı somut vakalara dayanmaktadır. Konuşmasını bitirdiğinde, salonda buz gibi bir hava eser. Meslektaşlarının tepkisi, soğuklukla da kalmaz. Konferansı izleyen yıllarda Freud tam anlamıyla tecrit edilir, kimse ona hasta yollamaz, ünlü psikanalist ailesinin geçimini sağlayamayacak duruma düşer. Freud, tecrit yükünü taşıyamaz. Ayrıca taciz ve tecavüz olaylarının sayısal fazlalığını mantığına sığdıramaması ve çocukluğunda kendisini ezen babasına da 'sapık' demek zorunda kalacağı korkusuyla, 1902 yılında görüşünden geri adım atar ve: Yaşanmış cinsel taciz ve tecavüzlerin, insanların hayal dünyasında oluştuğunu söyler. Yeni görüşünde, bu olaylar gerçek olmayıp fantezidir. Altı yıl önce yanılmıştır. 1905 yılında tamamladığı 'Dora Vakası' hakkındaki makalesinde, yetişkinlerin çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüzlerine artık inanmadığını, kadınların çocukluk dönemine ilişkin bu eylemleri hayal ettiklerini belirterek, kamuoyu önünde 'mea culpa'sını yapar. Freud'un bu dönüşüyle, kabahat yetişkinlerin omuzlarından alınmış ve çocukların sırtına yüklenmiş olmaktadır.

Oysa, Freud'un fantezi kuramının başlangıç noktası olarak sunduğu Dora Vakası, ensest değil ama, tipik bir pedofili (sübyancılık) örneğidir. Dora, babasının arkadaşının cinsel tacizine uğramış, travmalarını yaşamaktadır. Zaten uğradığı tacize inanmayarak kendisine ikinci bir travma yaşatan Freud'la görüşmeye devam etmez. 'Terapi' tamamlanamaz. Freud Dora'yı iyileştiremez. Çünkü Dora'nın yaşadığı dramı, hayal ürünü sanır ya da sanmak zorundadır. Dora'ya inansa, travmanın neden-sonuç ilişkisi oluşturmaya başladığı psikanaliz kuramının temel önermelerine uymayacak ve örneğin Oedipus Kompleksi geçerliliğini yitirecektir.

Ensest ya da pedofili olgusunda, kuşkusuz Freud'un fantezi kuramını haklı çıkaran ve bazı taciz ve tecavüz olaylarının, gerçekten çocuğun hayal dünyasından kaynaklandığını gösteren örnekler de var, sevgili okurlar. Diyelim ki bu vakaların yarısı fantezi. Peki ama, 'oğlancılık' ve 'sübyancılığı' adeta normal kabul eden Osmanlı geleneği de mi fantezi? Koca koca padişahların, koca koca paşaların haremlerine aldığı küçücük kızlar, kapı oğlanları da mı hayal ürünü? Hamam oğlanları da mı yalan? Peki çocuklara yönelik bu cinsel düşkünlük, Osmanlı dönemi kapanınca bıçakla kesilir gibi bitti mi dersiniz? Devamı yarına.