Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Tacizden tecavüze

Radikal · 29 Nisan 2000

Sübyancılık ve oğlancılık, evrensel bir sapkınlık, insanlık yarası, ortak bir utanç. Ancak kimi kültürler, diğerlerinden bu sapkınlığa bir çeşit toplumsal meşruiyet tanıyan tarihçelerle ayrışıyorlar. Aklıma gelen ilk örnekler, Antik Yunan, Roma, Osmanlı ve... Arap uygarlıkları. Günümüze bakılınca, sübyancılık ve oğlancılığın en 'olağan' kabulü gördüğü ülkelerin ise, tarihte zaten bu uygarlıkların etkinlik ya da düpedüz imparatorluk sahasında bulunduklarını görüyoruz. Yani sübyancılık ve oğlancılık her yerde var, ama Akdeniz Bölgesi, Mağrip ve Maşrık ülkelerinde daha az üstünde duruluyor, daha az mücadele ediliyor, çünkü bu ülkelerde geçmiş kültürlerin etkisiyle sübyancılık ve oğlancılığı daha bir 'normal' kabul etme eğilimi var. Antik Yunan bilmem kimden, Roma Antik Yunan'dan, Osmanlı Roma'dan derken birbirlerinden miras almışlar; çocukların yetişkin cinselliğine alet edilmesine karşı vurdumduymazlık, bize kadar gelip dayanmış.

Sübyancılık ve oğlancılığın neden-sonuç ilişkileri her yerde aynı: Çocukken yetişkinlerin emellerine alet olan çocuk, büyüyünce kendisi de sübyancı oluyor. Tecavüze uğrayan çocuk, ya bu tecavüzün travmasını ömür boyu taşıyor, içine kapanıyor (bazen deliriyor), ya kendisi de tecavüzcü oluyor. Çocukken anası babası tarafından dövülen ya da işkence görenler, kendilerine yapılanın aynısını yavrularına ya da... başkalarının yavrularına uyguluyorlar.

Bunca tecavüzcü, bunca işkenceci nereden çıkıyor dersiniz? Tarlada mı büyüyorlar?

Niçin Türkiye'de bu kadar çok tecavüz olayı ve işkence yaşanıyor?

Çünkü Türkiye'de, çocuklara reva görülen cinsel tacize karşı (işkence, cinsel sapıklığın bir türüdür), az önce saydığımız benzeri ülkelerdeki gibi bir vurdumduymazlık var.

Gelişmiş ülkeler, geçmişlerinde böyle bir kültür olsa bile, halen bu sapık eğilimlerle toplumsal bir mücadelenin içindeler. Caydırıcı olmak üzere yasalar yapıyorlar, çocuk tecavüzlerine karşı adli cezaları artırıyorlar, hapis ile uslanmayıp tekrar başlayanı 'kimyasal kastrasyon' yoluyla iğdiş etmek uygulamasına bile geçiliyor. Gerek tecavüz edene, gerekse tecavüze uğrayana psikolojik tedavi, uzun süredir uygulanıyor. Ama önce, her şeyden önce tırım tırım sübyancı ve oğlancı avlıyor, fişliyor, kayda kuyda geçiriyor, istatistik yapıyorlar. Çünkü bütün bu önlemleri sonuç verir hale getirmek için yaygınlığını anlamanın, sapkınlığı doğruran nedenleri saptamanın önemi var.

Vurdumduymazlık nasıl oluyor peki?

Tıpkı Türkiye'deki gibi. Polis karakolda işkence yapıyor, "A, ne korkunç, bir işkence olayı daha..." diyoruz, bırakın işkenceci polisin çocukluğunda nasıl dayak yiyip işkence edildiğini araştırıp anlamaya çalışmak, caydırıcı ceza bile verilmiyor çoğu zaman. Tecavüz eden edene, tecavüz edilen edilene, "A, ne ayıp bir tecavüz olayı daha..." deyip geçiştiriyoruz, tecavüzcünün ne zaman ırzına geçildiği sorusu asla gündeme gelmiyor. Türkiye'de kimse, aşağı yukarı bile kaç ensest olayı var, günde kaç çocuğun ırzına geçiliyor, bilmiyor. O tecavüz edilen çocuklar, büyükler, hangi acıları çekiyor, nasıl bir ruhsal bozukluğa uğruyorlar, kimsenin haberi yok diyemeyeceğim, ama kamuoyunu meşgul etmiyor, gündemde değil asla. Belki de genelin pek umurunda değildir... Çünkü serde, oğlancılık ve sübyancılık var.

Toplumsal bir ar damarı çatlamasından mustaribiz, sizin anlayacağınız. İçimiz kanıyor, şaşarak bakıyoruz.