Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Umut ve temizlik

Radikal · 10 Mayıs 2000

"Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak" (genel hela talimatı)

Yaşam, 'garip ama gerçek'lerle dolu. Tam bir hafta önce, hani izne çıkıyormuş gibi yapıp İstanbul'a koşmaya, daha doğrusu uçmaya birkaç saat kala, çıfıt çarşısı düzenindeki arşivimde bir belge ararken, varlığını unuttuğum bir dosya buldum. Üzerine, 'Uğur Mumcu Manifestosu' yazmışım. Dosyanın kapağı, Abidin Dino'nun güzelim elceğiziyle hazırladığı metin müsveddesi ve bir yürek yarasına açıldı. Uğur Mumcu öldürüldüğü gün İstanbul'daydım ve birkaç gün sonra döndüğüm Paris'te soluğu Abidin'de almıştım. Türkiye, Uğur için ayağa kalkmıştı. Türkiye'de, milyonlarca insan sokağa dökülmüş, Uğur'un katillerini arıyordu. Katillerin olmasa bile, azmettiricilerin, çanak tutucuların, öncülerin ve artçıların, yani levazımcıların adresi belliydi.

Ve o adreste ikâmet edenler, bir yandan: "Katilleri bulmak namusumuzdur," diyorlar, öte yandan kanıtları süpürge faraş, "Yerde kalmayacak!" dedikleri 'insan' kanını, tıpkı kurban kestikten sonra yaptıkları gibi suyla silip süpürüyorlardı döküldüğü sokaktan. Türkiye ayağa kalkmıştı ama, onlar bu milletin kalkıp kalkıp oturmasına alışıktı. Her zamanki gibi, zamanın onlar için çalıştığını, 'unutmayacaklarımız' listesinde bir ölü eksik bir ölü fazla, Uğur'un da unutulacağını düşünüyorlardı.

Ne ayağa kalkan Türkiye'nin umudu vardı Uğur'u öldüren ve öldürtenlerin bulunacağından, ne de Abidin ve benim. Ama Uğur Mumcu, son bir onur salvosuz uğurlanamazdı. Madem Türkiye ayağa kalkmıştı, bizim de atacağımız bir şeref barutu olmalıydı Paris'ten. Onu da çok geçmeden aramızdan çekip alacak hastalığına karşın, Abidin'le bütün gece çalıştık. Ben refakatçiydim elbet, harikulade Fransızcasıyla metni o kaleme aldı. T.C. Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'na yazılmış bir mektuptu. İçeriği, başka bir yazının konusu. Ertesi sabah metni temize çekip bütün gazete ve dergileri dolaştım. Mektup hem Fransız basınında yer aldı, hem de tanınmış Fransız gazeteci ve yöneticileri tarafından imzalanıp, Ankara'ya gönderildi.

Bir hafta önce Abidin'in elyazısına dokunurken, o mektubu yeniden okurken, hiç düşünmedim yanıtının yedi yıl sonra ve ben yine İstanbul'dayken verileceğini.

Sadettin Tantan dürüst ve cesur bir adam, artık belli. Türkiye uzun yıllardır, genelinde kokmaz bulaşmaz, bulaştığında ise yalnızca örtmek kapamak 'görevini' ifa eden İçişleri Bakanları'na talim etti. Ve çeyrek yüzyıldır ilk kez, bir Sadettin Tantan çıktı 'sırların' üstüne korkmadan, çekinmeden yürüyen. Tantan'ın aptal biri olduğunu hiç sanmıyorum, nereye ve kimin inine çomak soktuğunu iyi biliyor olmalı. Son operasyona MİT'i karıştırmamış olması, bu bilincin en belirgin örneği. Tantan'ın kafasından geçenleri, aşağı yukarı tahmin edebiliyorum, hatta aynı düşüncede olduğumuza eminim: Bu ülkede yarı, hatta çeyrek otorite mevkileri işgal eden kimi kişiler, onun bunun iç ya da dış himayesinde korkunç senaryolar yazdılar ve kanlı oyunlar sergilediler. Tam otoriteyi temsil etmesi gerekenler ise, ya bu tezgâhın genişliğini ve gücünü nereden aldığını tam olarak saptayamadıklarından, ya da işin ucunun kendilerini besleyen bir kaynağa dayanmasından kuşkulandıklarından, kendi başlarına patlamasından korkup, örtbas ettiler. Bu tutum, bir cinayete tesadüfen tanıklık edip, kendi üstüne kalır diye cesedi saklayan korkakların refleksinden başka bir şey değildi. Bence Tantan, kanlı oyunların ipini çekenlerin pek de sanıldığı kadar güçlü olmadıklarını, ya da artık güçten düştüklerini anladı. Eğer Uğur Mumcu cinayetinin tetikçilerinden sonra, devlet içindeki hamileri ortaya çıkarılabilirse, bu görüş doğrulanacak. Yok tetikçilerle kalırsa, Tantan da başardı sayılmaz.

Uğur Mumcu, mafyayla iç içe geçen bir terörün devletle ölüm dansı yaptığı bataklıkta, temiz bir vatana kavuşmak umudumuzu temsil ediyordu bizim. Ne acıdır ki artık UMUT, Uğur Mumcu'nun katillerini yakalatmak için başlatılan operasyonun adı.

Türkiye, yıllardır genel hela talimatına bile uygunsuz yönetilen bir ülke. Herkes, bulmak istediği gibi değil, bulduğu gibi bıraktı, yani pis. Ya da düpedüz pis bulmak istiyorlardı ki, her gelen

olanın üstüne kendi pisliğini ekleyip gitmekle iktifa etti. Şimdi birisi, temiz bulmak için kolları sıvadı. Bu devletin çocuklarımıza nasıl bir vatan bırakmak istediği, ortaya çıkacak yakında.

Temizlense de çıkacak, pislense de.