Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

New York, 1958.

Radikal · 12 Mayıs 2000

New York, 1958.

Yüz Yirmi Altıncı Sokak'la, Sekizinci Cadde'nin kesiştiği köşede, Braddock Bar. Dışarıda, karlı buzlu bir şubat ayı. İçeride, soğuğu ucuz alkolle kesmeye çalışan zavallılar. Burası Harlem. Çoğu siyah derili müşteriler, kalın mavi tulumları içinde kaba suratlı işçiler, yankesiciler, kapkaççılar, uyuşturucu perakendecileri, pezevenkler. Hepsinin çehresinde, küçük haydutluğun ürkütücü karanlığı var. Masalardan biri devriliyor ansızın. İki zencinin sustalı bıçakları parlıyor, salonun loşluğunda. Birbirlerine saldırıyorlar. Sustalılar inip kalkıyor rakibin kollarına, göğsüne. Birinin deri ceketinde, ötekinin uzun paltosunda derin yaralar açılıyor. Ancak kan akmıyor. Çıka çıka, kurumuş matbaa mürekkebi yüklü kâğıt şeritler çıkıyor, bıçak deliklerinden. Çünkü yoksulluk paltolarının altında, kat kat gazete kâğıtları var. İki baldırı çıplak, içlerine gazete sararak korunmaya çalışmışlar kışın ayazından. Birbirlerini yaralamak için değil, kâğıt zırhlarını parçalamak için vuruşuyorlar. Gazetelerden oluşan kalkanı parçalanan zenci, soğuktan ölmeye aday. Chester Himes'ın, 'Beş Köşeli Meydan' adlı polisiye romanından alınan bu bölümü okurken, bir Türk gazetesinin çok eskiden yaptığı reklama gidiyor aklım.

İstanbul, 1970'li yıllar. Radyoda, sıcaklığıyla ürperten bir kadın sesi. "Küçük ve çelimsiz bir çocuktum," diye anlatıyor. "Fazla paramız yoktu. Soğuk kış günlerinde okula giderken, çok üşürdüm. Annem, paltomun içine gazete sayfaları koyardı, göğsümü ve sırtımı, o gazete korurdu soğuktan."

Kadın, Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yıldızı, Türkan Şoray. Evet, bir gazetenin

reklamını yapıyor bu sözlerle. Ama anlattıkları gerçek, duyguları içten. Chester Himes ise benim için en iyi Amerikan yazarlarından biri. Asansör kapıcılığı ile başladığı yaşamını, yazarlıkla noktalayan bir Harlemli. Hiç kimse onun gibi anlatmadı Amerika'nın arka bahçelerini, New York'un ara sokaklarını. Amerika sevmedi Chester Himes'ı, çünkü zenciydi. Tüm Avrupa'da, özellikle Fransa'da şöhretli. Sigara almaya girdiği Fransız tütüncülerinin, kendisini 'Mr. Chesterfield!' diye ünlemesini severdi. Ve 1909 yılında Jefferson City'de

başladığı hayat romanını, 1984 yılında, İspanya'nın Alicante kentinde bitirdi.

Gazete bir kalkandır. Yoksulları soğuktan, varsılları budalalıktan korur. Kâğıdı ekmek gibidir, hamurdan yapılır. Sözcükler su gibi dizilir, sütunlarına. Gözlerle içilir, akılla okunur.

Kimisi kötü bir yiyecek gibi, midesini bulandırır insanın. Kimisi lezzetli bir şarap gibi, daha çok içme isteği uyandırır kişide. Resmi tarihi yargılar, peşin yargıları dengeler, kuşku duymayı öğretir, düşünmeye yöneltir. Son yıllarda Türkiye, basından politikaya, her alanda 'aşağı düzeye yükselen' değerlerle doldu. Gazetelerin hâlâ soğuktan korunmaya yaradıklarına kuşkum yok. Ama budalalıktan yana nasiplerini, hem de bol kepçelerle aldıkları kesin. Aşağı düzeye yükselen Türkiye değerlerini değiştirmek, elbette bir gazetenin, bu sütunların harcı değil. Ancak karanlıkta ışıyan ateşböcekleri gibi, bir tutam aydınlık için, insanı insan yapan ne varsa ve evrensel düşünce adına savunulacak ne kaldıysa, mürekkebimin son damlasına kadar savunacağım. Söz veriyorum.