Bir annenin günü
Radikal · 14 Mayıs 2000
Bugün içinizden bir anne, içimizden bir anne, dünyada Anneler Günü oldu olalı, sanırım hiçbir annenin almadığı değerde bir armağan alacak. Özenmeyin, kıskanmayın, çünkü alan ana ve veren oğul, kahır, hasret ve gözyaşlarıyla, tam sekiz yıl boyunca ödediler bu eşşiz armağanın bedeli.
Eşsiz armağan, bir şiir kitabı. Kapağında, kırmızı harflerle 'Oğula Hasret Türküsü' yazıyor. Gözlerimi kapayınca hayal edebiliyorum sahibine nasıl ulaştırılacağını:
Ozan oğul Nevzat Çelik, elinde kitap ve belki bir demet gül ile, annesinin kapısını çalacak. İtinayla sardığı paketi, ona uzatacak titreyerek. Anası, kuşkusuz "Niye zahmet ettin oğul?" diyecek. Kitap olduğunu fark edecek ve oğulun son basılan kitabını önce kendisine sunduğunu sanacak. Derken, kitabın başlığını ve başlığın hemen yanında yazanın adını, kendi adını görecek: Fahriye Çelik.
Fahriye Çelik, Sinop'un Boyabat ilçesinin Ardıç Köyü'nde doğdu. İlkokulun ikinci sınıfından öteye okutmadılar. On beş yaşında evlendirdiler. Dört çocuk sahibi olduğunda, 24 yaşındaydı. Derken İstanbul'a göç edildi. Bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başladı Fahriye. İstedi ki çocukları okusun, doktor, mühendis olsunlar. Çocuklar okudu, ama memur oldu, işçi oldu, mahpus oldu, şair oldu... Fahriye, bir bildikleri vardır deyip çocuklarının, işçiliğinin yanı sıra devrimci oldu. Dışarıdan sınavlara girerek ilkokulu bitirdi. Tam ortaokulu da devirecekti ki, 1980 yılı geldi,
oğullar cezaevine düştü. Artık okuma yazma bilen Fahriye'nin önüne kocaman, siyah ve boş bir sayfa
açılmıştı. O siyah sayfayı, sekiz yıl boyunca hapisteki oğluna yazdığı hasret türküleriyle doldurdu Fahriye.
Oğul Nevzat Çelik, işte bugün annesine, annesinin kendisine yazdığı şiirlerin toplandığı kitabı sunuyor. Fahriye Hanım'ın haberi yok şiirlerinin kitaplaştırıldığından. OM YAYINLARI, ozan arkadaşları Nevzat'ın hatırına gizli tuttular baskısını ve kitap bugün, Anneler Günü armağanı olarak Fahriye Hanım'a sunulduktan sonra piyasaya çıkacak. OM Yayınları'nın izniyle, ben de bugün tüm mahpus annelerine, bu kitabın bir sayfasını, bir annenin hasret türküsünü, oğula hasret türküsünü sunuyorum:
"genceciktin incesiydin insanın/seni mahpus damına attılar oğul/aç bıraktılar üşüdün kırıldın/karnımın içinde yataydın oğul
hasretin kalbime mesken kurdu/sakın bir kenarını yıpratma oğul/ışık gelip senden bana vurdu/sakın onu karartma oğul
bilmem beni ürküten neyin korkusu/bu ayrılık bir gün biter mi oğul/kanlıdır gözlerim yoktur uykusu/ellerim gözlerimde beklerim oğul
yüreğimdeki gücü senden aldım/ördüğüm kazakta resmin oğul/beklerim yolunu ağardı saçım/bütün telleri hasrettir oğul
yaşama direncini senden öğrendim/çiçek koklamadım senin tadında/zalime zorbaya kızdım bilendim/hiç utanç duymadım senin adında
beş yıldır sabahım oğulsuz doğuyor/her gün bir komşunun çiçeği kuruyor/dünyamı bazen boşluk sarıyor/beni ümitsiz bırakma oğul"
Bu özlem türküsünden sonra başka söze gerek olmasa bile, ben de artık öksüz bir evlat ve bir anne
olarak, tüm oğullara, tüm kızlara seslenmek isterdim:
Ey evlatlar...
Hiçbir yurt ana sevgisi kadar değerli, hiçbir dava, insan olan insanın öz yaşamı kadar kutsal değildir. Analarınızı ve kendinizi, kim ne derse desin, kimse için ve hiçbir düşünce uğruna feda etmeyiniz.