Düğün
Radikal · 21 Mayıs 2000
Saatine baktı, ona çeyrek vardı. Beynindeki yazı makinesi tıkırdadı: "O'na çeyrek var..." Düşündüğü 'O'na daha birkaç saat vardı aslında. Şimdilerde dans ediyor olmalıydılar. Komparsita falan. Nefret ederdi Komparsita'dan. "Damat siyah, gelin beyaz giyinir, komparsita yapar, çoluk çocuğa karışırlar..." diye geçirdi aklından. Bir kez daha ihanete uğramış duyumsadı kendini. İhanet, son günlerde kişisel tarihinin lider sözcüğüydü. Oysa şimdilerde siyah smokiniyle SONUNDA HERKES GİBİ Komparsita yapan adam, hain saymıyordu kendini. "Ben sana hiçbir söz vermedim. Vermedim değil mi?"
Doğru, vermemişti. Aslında söz vermedim, sözü yanlıştı. "Umut vermedim," demek istiyordu adam. Ama işte o, "Aptal, salak bendeniz..." diye yankılandı içinde, verilmeyen bir şeyi almayı umut etmişti. Yıllarca. Islak ten kokularına karışan her gecenin sonunda, adam terli alnını onun çırpıntısı henüz bitmeyen göğsüne yasladığında, yüreklerinin sesi birbirine karıştığında, "Seni seviyorum!" diye fısıldamasını beklemişti. Boşuna. Gerçekten salak mıydı, yoksa inatçı mı, şimdi bilemiyordu ama, zamanla adamın söylemediği "Seni seviyorum"u, düşündüğüne inanmıştı.
Başını kadehinden kaldırıp çevresine baktı. Çevresi de kadına. Dökülen saçlarına inat bıyıklarını uzatan sevimli, şişko barmen, bir yandan bardakları kuruluyor, gözucuyla onu süzüyordu. Bakmayanların bile dikkatleri onun üzerinde yoğunlaşmıştı, biliyordu. Kendi halinde işçilerin, eve gitmeden önce iki tek parlatan memur müdavimlerin ortasına, Ay'dan düşmüşe benziyordu kadın. Bedenini balıksırtı gibi ışıltılarla saran ve bacaklarına doğru sıyrılan ikinci derinin
içinde, yaldızlı tırnakları ve kan damlası dudaklarıyla bir Ay canavarı. Huzur bozucuydu vesselam. İşte burada, bu gece, düşünmeden girdiği bu mütevazı meyhanenin de huzurunu bozmuştu.
Oysa başında, işin başında, gecenin başında, gitmeye kararlıydı 'düğüne'. Her zamankinden itinayla hazırlanmıştı. Her zamankinden daha güzeldi. Her zamankinden daha kadın. Ama daha güçlü olamamıştı her zamankinden. Biçimli gövdesini yılan gibi saran
o balık sırtı kılığıyla, onun için bu meyhanede son bulmuştu düğün. Saatine baktı, "O"nu çeyrek geçiyordu. "Yok canım, daha neler. Bu gece bir halt edemezler. Bilirim ben malımı. İki kadeh şampanya içince, sabaha kadar horlar..." Ama ya içmediyse? Ya da bu kez, ötekiyle, tıpkı kendisiyle yıllar önce olduğu gibi içkinin sarhoşluğunda bile sevişebilirse? "Aptal, aptal, enayi, enayi, unut, unut, düşünme..." diye inledi içi. Yemin etmişti adam: "Hiç sevişmedik hayır. Görür görmez aşık olduk birbirimize. O senin gibi değil.
Evlenmek istiyor önce..."
'O senin gibi değil,' sözcükleri, birer kızgın bıçak gibi günlerce dağlamıştı beynini. Korkunç bir öfke kapladı kadının içini. Demek onun hatası, sevdiği erkeğe evlenmeden 'vermek'ti. Koşul koymadan, BEDEL istemeden sevmek. "Salak!" dedi yüksek sesle. Bu kez erkeğe yönelikti küfür. Al birini, vur ötekine. Hepsi sahtekardı erkeklerin. Özgürlükten, eşitlikten söz ediyor, sonra biri çıkıyor, sınır, kayıt ve koşul koyunca ERDEMİ bulduk sanıyor, takıyorlardı halkayı parmaklarına ve burunlarına, seve seve.
Barmen doğrudan baktı sesini duyunca. Kadın da barmene. "Aynısından, bir kadeh daha," demişti ki, tezgaha en yakın masadan bir ses yükseldi: "Küçük Hanım sinirlenmeyin! Gelin, oturun, birlikte içelim bir kadeh!" Sesin sahibi, babacan görünüşlü, kafası ampul gibi bir yaşlı adamdı. Kadının yanıtını beklemeden barmene döndü: "Bir şişe uzat şuraya, iki de temiz kadeh!"
Neye itaat ettiğini bilemeden taburesinden indi, adamın karşısına oturdu kadın. Yaşlı adam, inanılmaz bir zerafetle doldurduğu şarap kadehlerinden birini eline verdi ve kendisinikini havaya kaldırdı: "Erkeklerin enayiliğine!" Kadın şaşırdı: "Nereden anladınız?" Adam güldü. "Bu kılıkta herhalde, bugün kavga ettiğiniz sekreter hanıma küfretmiyordunuz değil mi?"
Bir süre sustular. "Evli misiniz?" diye sordu kadın. "Evet, hem de otuz yıldır," dedi adam. "Hep yalnız mı içersiniz?" diye sordu kadın. "Onu yitirdiğimden beri," dedi adam. Bakıştılar. Yaşlı kavalye: "Ama siz üzülmeyin. Yalnızlık yaşlılara mahsus. Gençlikte, her an kapıdan girebilir aşk," diye gülümsedi. Elinde olmadan kapıya baktı kadın. Kapıya bakarak beklediği yılları düşündü. Hayır yanılıyordu yaşlı adam. Artık kapıdan girecek aşkları beklemeyecekti. Onun kapıları çıkışa açılıyordu artık.