Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Görülmüştür(3)

Radikal · 28 Mayıs 2000

Halen Türkiye'de yetmiş bin mahkûmu barındıran 605 adet cezaevi var. Bunlardan yalnızca 151'inde doktor, 52'sinde diş hekimi ve 33'ünde psikolog bulunuyor. Adalet Bakanlığı, "Niçin hepsinde doktor yok?" sorusuna, "Doktorlar cezaevleri koşullarında çalışmak istemiyorlar, kadroları dolduramıyoruz," yanıtını veriyor. Cezaevlerinde çıkan kanlı olaylar, 1995 yılında 11 hükümlü, 1996 yılında 14 mahkûmun öldürülmesiyle bastırılmış. Hasta olup, tedavileri yaptırılmadığı için ölenlerin sayısı 48. Sakat kalanlar, cabası. 1999 yılının Eylül ayında ise, yalnızca Ulucanlar Cezaevi'nde mermi ve darp yaraları sonucu yaşamını yitiren 10 tutuklunun 'yakından ateş edilerek', yani ÖLDÜRMEK maksadıyla öldürüldüğü ve gerek cesetlerde, gerekse sağ kalabilen yaralılarda 'işkence' izlerinin bulunduğu, sizin, benim değil, devlet düzeyinde insan hakları ihlallerini araştıran komisyonun saptaması.

Soruyorum: F tipi cezaevleriyle 'insan haklarına saygılı' koşullarda tutukluluk infazını gerçekleştireceğini öne süren Adalet Bakanlığı, bu cezaevlerinin doktor kadrolarını nasıl dolduracak? Diyelim ki diğer hapisanelerde çalışmak istemeyen doktorlar, birdenbire F tiplerine akın ettiler. Diğer doktorsuz 454 hapishane ne olacak? Kaç hapishanenin eğitmen, kütüphaneci, psikolog, el işçiliği ustaları var ki, F tiplerine yağdırılacak?

Soruyorum: F tipi cezaevlerinde, halen günlük ihtiyaçları 700 bin TL ile sınırlanmış ve 'ödenek yokluğu' nedeniyle tedavileri yapılamayan mahkûmlar, bir mucize olacak ve birdenbire, gökten zembille düşmüş gibi para bulunarak, ambulans tutularak, hastanelere gönderilerek tedaviye mi başlanacaklar?

Olabilir. Çünkü hasta mahkûmları 'ödenek yokluğu'ndan ölüme terk eden devlet, ne hikmetse, 11 adet F tipi cezaevi inşası için Zati Sungur maharetiyle bir kalemde 42,5 trilyon çıkarıverdi şapkasından.

Soruyorum: F tipi cezaevlerinde 'uslu' durmayan mahkûmlar, 'yakından ateş edilerek' öldürülmeyecekse, nasıl cezalandırılacaklar?

Soruyorum: Hapishanelerde çıkan isyanları, koğuş sisteminde 'beyin yıkamaya' devam eden örgüt disiplinine bağlayarak, çözümü F tipi cezaevlerinde bulan Adalet Bakanlığı; bir pankart açtı, duvara yazı yazdı, devlet aleyhine konuştu diye insanları 25 yıl, 30 yıl hapis cezasına çarptıran ağır ve faşizan yasaları değiştirmek, sudan suçlara inanılmaz cezalar verilmesini önlemek için nasıl bir çalışma başlattı, hangi yasaların reformuyla uğraşıyor?

Özellikle siyasal mahkûmlar, F tipi cezaevlerine geçmeye zorlandıkları takdirde isyan edeceklerini, 'kanlarının son damlasına kadar direneceklerini', 'dövüşerek ölmeye hazır olduklarını,' en azından bana gönderilen mektuplarda açıkça ifade ediyorlar. Önümüzdeki aylarda, kan kokacak Türkiye hapishaneleri. Satır aralarında okuduğum gerçek, bu mahkûmların ait oldukları örgütlerden ve halen yattıkları koğuşlarda 'dava' disiplinini sürdüren 'kader' arkadaşlarından ayrılmak, dolayısıyla izale edilmek yoluyla 'sürü psikolojisinden' kopmak, kendileriyle baş başa kalınca inandığı ve dayandığı fikirlerden kuşku duymaktan korktukları yolunda.

Dünyanın hiçbir ülkesi, bir mahkûmu, cezalandırdığı suçun kaynağını hapishanede bulsun, beslensin diye içeri tıkmaz. Oysa 'örgütlü koğuş' sisteminde, özellikle siyasal mahkûmların eğer bir gün çıkabilirlerse, girdikleri fikirlerle çıkacakları ve aynı suçu işleyecekleri açık.

Ancak devlet tanımını hak eden hiçbir devlet de, gerçek bir demokraside üç ay, beş ay cezalarla geçiştirilecek fikir ve eylem suçlarını, insanların ömürlerini çalmaktan başka bir şey olmayan on, yirmi, otuz yıllık hapis hükümleriyle cezalandırmaz. Cazalandırırsa; o mahkûmların elinde, yaptığına inanmaktan, doğruluğunu savunmaktan ve hiç olmazsa isyan ederek ölmekten başka çare kalmaz. Ceza ölüm gibi olunca, o da ölüme gitmekten korkmaz. Oysa özgürlüğe üç ayı, beş ayı kalan kişi, kolay kolay isyan etmez. Ufukta umut vardır. Ufuğu daha yıllarca demir parmaklık olan insanlar ise, mecburen örgütlenirler...

Masamın üstüne ölü beyaz güvercinler gibi sıralanan siyasi mektupları, 'görülmüştür' damgasını taşıyor. Onları kimi kez hak edilmiş, ama çoğu kez orantısız cezalara çarptıran adaletin alnında ise, devletin görünmez mürekkebiyle basılmış 'zalim' damgası var.