Hulki Bey ve ihanetleri
Radikal · 29 Mayıs 2000
"...Türk halkı, beş yıl sonra Yassı Ada duruşmalarında öğrenecekti. Bombayı ne Yunanlılar koymuştu, ne Ugandalılar. Atatürk'ün Selanik'teki evine bombayı Türkler koymuştu. Milli İstihbarat Teşkilatı düzenlemişti bunu. Kıbrıs'a ilişkin Londra Konferansı'nda Dışişleri Bakanı Zorlu zorlanmaya başlayınca, Yunanistan'ı bomba olayıyla kamuoyunda zor duruma düşürüp Türkiye yararına puan toplama düşüncesi filizlenmişti. Bu üstün zekâ ürününün ilk sahibi, daha sonraları da kesin olarak saptanamadı; ama bomba girişimi uygun bulunmuştu. Dolayısıyla bu alçak saldırıya karşı 6 Eylül akşamı, Taksim'de bir protesto mitingi düzenlenecekti. Türkiye, böyle bir (sahte) saldırıya karşı (evelallah) kayıtsız kalamazdı."
Yiğit Okur'un 'Hulki Bey ve Arkadaşları' adlı romanındaki bu satırlar, 1955 yılının 6 Eylül'ü 7 Eylül'e bağlayan akşamı, her birinin eline aynı tornadan çıkmış sopalar verilen ve her birinin cebine aynı (milli) kasadan çıkmış liralar konulan kiralık barbarların, kamyonlarla İstanbul'a taşınıp aç kurtlar gibi kente salındığı gecenin özetidir. O gece, eski sahipleriyle yeni sahiplerini kardeşçe buluşturduğu dul yatağında yedi uygarlıktan çocuklarını emziren İstanbul, bugün onu lime lime doğrayan ilkellere gebe kaldı. O gece, yedi uygarlığından birinin çocuklarını boğdular İstanbul'un. Geçen hafta Bursa'da, İzmir'de davul zurnayla karşılayıp: "Bakın bunlar sizin evlerinizdi, burası sizin DE vatanınız..." dediğimiz Rumları kovdular. O Rumlar ki, ne ataları, ne dedeleri başka vatan bilmezdi. Haneleri yıkılarak, malları yakılarak, kimileri dövülüp, kimileri öldürülerek, korkutularak, zorla gönderildiler, onları kendi çocukları saymayan Yunanistan'a. Aralarında direnenler, kalanlar oldu. Çünkü bir avuç da kalsalar barbarlığın kör karanlığı içinde, İstanbul'da Türk kardeşleri de vardı Rumların. Hâlâ var.
Hulki Bey, o gece ömrünün en büyük aşkı Katya için verdi son soluğunu. Ama 'Hulki Bey ve Arkadaşları' yalnız bu büyük aşkın değil, olağanüstü bir dostluğun, 'Yenilmez Armada'nın, Haş Hulki, Koca Kafa Kamil, Kılkuyruk Salih ve Aktör Cem'in ihanet tınılı dayanışması; Doktor Aleksi ve Katya'nın romanı, Galatasaray Lisesi'nin tarihi, tarihin kapısını tutan Arnavut sadakati.
Hulki Bey ve her bir arkadaşı, aslında birer hain. İhanetlerinin yolları iyi niyet taşlarıyla döşeli ve kendilerine çıkıyor. Kendi varlıklarına ihanet ediyorlar yaşamları boyunca. Avukat olmak için yola düşen Hulki, 'hiç' oluyor.
Aktör olmak için yaratılan Cem, diplomat. İktisatçı Kamil, halıcı. Belki bir Salih, veremli Salih var aralarında, yalnızca paltolarını satıp sonunda olması gerekeni olan. Her biri, aşk ve ideallerini 'iyi' mevki ya da para uğruna satarak kendilerine ihanet edenlerin romanı 'Hulki Bey ve Arkadaşları'.
Uzun yıllardır, belki de Kemal Tahir'in özgün kalemi duralıberi, böylesine sarmalayıcı, böylesine soluk soluğa, sıcak, hatta yakıcı bir roman okumamıştım. Yiğit Okur, biraz da kendi ihanetini anlatıyor romanında. Aktör olmayı, yazar olmayı düşlemişken; baba mesleği peşinde İsviçre'de eğitim, uluslararası ve çok başarılı bir hukukçu kariyeriyle aldatmış gençliğini. Ama bazen, aslolan ilk aşka dönüş için çok geç değildir. Ve Yiğit Okur, Can Yayınları'ndan çıkan bu ilk romanla bir delikanlının ateşi ve olgunluğun bilgeliğiyle sarılmış kaleme. Umarım artık ihanet etmez kendisine. Çünkü onun çapında yazarlara ihtiyacımız var.