Money, money, mangır
Radikal · 31 Mayıs 2000
Fransızlar her çapanoğlunun altında kadın parmağı arar ve: "Cherchez la femme..." derler. Çapkın Fransız milleti, tüm yolsuzluk yollarının mutlaka bir kadına açıldığına emindir. Haksız da sayılmaz, gerçekten tüm Fransız 'milli' skandallarının ardında mutlaka kadınsal bir neden vardır. En azından benim tanık olduklarımda.
Ancak Türkiye, farklı bir ülke. Türkiye'deki katakulli yumaklarını çözmek için kadını değil, 'para'yı aramak gerekiyor. Belki de kimi Türkler, kadınları parayla satın almaya alıştıkları içindir,
kim bilir?
Ülkemizin tüm kan tahlilleri ve ciğer röntgenleri, Galatasaray'la tıpa tıp aynı hastalıktan mustarip olduğunu ortaya koyuyor, sevgili okurlar. Hastalığı Türkiye mi Galatasaray takımına bulaştırdı, yoksa Galatasaray mı Türkiye'ye bilinmez, ama her ikisinin de aynı mikroptan yere serildiği kesin. Mikrobun adı, 'para'. Gerek Türkiye, gerek Galatasaray aynı sendromları gösteriyor: Hücrelerde bol para var, ancak gövde parasızlık içinde kıvranıyor. Şu Galatasaray'ın haline bakın: antrenöründen futbolcusuna televizyon reklamlarından kürekle kaldırıyorlar dolarları, en düşük ücretli oyuncunun yıllık futbolculuk maaşı 1 milyon dolar; kulübün kasası ise tamtakır, devlete el açıyor.
Fatih Terim ne demişti şampiyonluğun ardından? "Bu işin parayla olmadığını gösterdik..." Kramponlarında şampiyonluk tozu, gelir gelmez yaptıkları ilk iş ne oldu: Hani bana cip söz vermiştin, cip yok prim almıştın. Ve kulübün ilk işi, devlete koşmak oldu: "Yar bana tanıtım parası!"
Bu ülkede pazar ekonomisi, liberalizm, serbest rekabet geçerli değil mi yoksa? KİT'ler satılmıyor mu? Galatasaray KİT mi ki, devlet desteği alsın?
Türkiye, futbol dahil tüm alanlardaki galibiyetlerini 'parayla' mağlubiyete çevirmesini başaran tek ülke, tek örnek.
Devlet, ihracatı teşvik diye bir kıyak icat etmiş, millet ihracatı boş verip teşvik parasıyla 'devleşirken', devlet cüceldikçe cücelmiş. Devlet, üstün hizmet madalyası diye bir gazoz kapağı icat etmiş. Gazoz kapağını takan vali, üstün hizmetini devletin gazozunu hortumlayarak ifa etmiş. Ve Tantan'a gelene kadar bütün bunlar biliniyormuş. Gereken yetkililere gereken haberler salınmış. Ne yapmış o yetkililer? Açmışlar telefonu üstün hizmetliye ya da milli teşvik ithalatçısına: "Bak ağam, elimde bir dosya var, işleme koyarsam donun bağlanır! Beni de gör, sümen altı edelim, emrin olur!" demişler mi, dememişler mi?
Devlet kulübünün kasası tamtakır, oyuncular altın ayakkabı sahibi. Tıpkı Galatasaray değil mi?
Bayılıyorum Sadettin Tantan'a. Türkiye'de sonunda ve nasılsa, bütün eşek arısı kovanlarına üstelik aynı anda çomak sokan bir kahraman çıktı. Üstelik şerbetli midir nedir, aldırmıyor zehirli iğnelere. Değneğini bu kez, Ağar, Çiller, Güreş, Kozakçıoğlu, Özal gibi ÜSTÜN hizmetlilerin koruma arabalarına değdirdi. Arabaları geri çekmek değil, masraflarını istiyor aslında. Ama ÜSTÜN hizmet zevatı pek gücenmiş, haykırıyor: Arabanızı alın, bizi korumayın. Vallahi bence pek çoğunun korunmaya ihtiyacı yok zaten. Korunmasınlar. Asıl milleti onlardan koruyacak bir tertibata ihtiyaç var.
Mehmet Ağar'ı altı araba ve dolusu adam koruyormuş. Bu ülkeyi Mehmet Ağar'dan kim koruyacak? Güreş'ten kim koruyabildi? Özer Çiller'den korunabildik mi? Ya Korkut Özal'dan? Bu zevatın her biri en az iki araba dolusu adam tarafından kime karşı korunuyor bilmiyorum. Terör örgütleri desem, Çetin Emeç korumalarına rağmen korunabildi mi? Hayır. Demek ki devlet, terör örgütlerine karşı korumuyor bu zevatı. Sakın 'paralarını' bir 'karşı soygundan' koruyorlar olmasın?
Etme bulma dünyası bu. Devletin parası hep aynı cebe akmaz. Para parayı söker de, söküğü kim diker, belli olmaz.