Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Yolsuz devlet

Radikal · 5 Haziran 2000

'Yol', garip bir sözcük. İzlenilen mecra anlamındaki 'yol', olumlu ve olumsuz takılarla 'yollu' ve 'yolsuz' diye kullanıldığında yolunu şaşırıyor ve hilkat garibesi çocuklar doğuran ana gibi, köküyle hiç ilgisi kalmayan kavramlara açılıyor. Yollu gemi, hızlı giden gemiye deniyor; kadınlar için kullanıldığı zaman ise hafifmeşrep anlamını taşıyor. Buna karşın usulsüz demek olan 'yolsuz', daha çok parasız, züğürt kişiler için söylenirken; 'yolsuzluk' birdenbire hile karıştırılmış usulsüzlük demek oluyor.

Türkiye'nin gündeminde en geniş yeri tutan, Türkiye'de etkinlik ve edilgenlik açısından en yaygın eylemlerden biri olan usulsüzlük, 'yolsuzluk'ta aşağı yukarı anlamını buluyor saysak bile, rüşvet, hırsızlık ve hilekârlığı bir arada tanımlayacak eylemin, gerçek ve vurucu bir Türkçe karşılığı yok.

Rüşvet, hırsızlık, hilekârlık yoluyla düzeni çürütmek ve yozlaştırmak eylemine, İngiliz, Fransız ve İspanyollar 'corruption' diyorlar. Diğerlerini bilmiyorum ama, herhalde Almanca ve Rusçada da tek kelimelik bir ifadedir. Oysa Türkçede bizler, en çok maruz kaldığımız, en çok tanık olduğumuz bu eylemi, yolsuzluk, yozluk, çürüme, rüşvet gibi bin parçaya bölerek ve etkisini, dolayısıyla tepkisini de

azaltarak anlatmaya çalışıyoruz.

Yolsuzlukla mücadele dediğimiz zaman, kelime anlamı olarak bir usulsüzlükle mücadele gibi geliyor ve bu yolsuzluğun içindeki hırsızlık, hilekârlık, rüşvetçilik, güme gidiyor.

Acaba 'corruption', Türkçede tam, derin ve ürkütücü anlamını bulamadığı için mi böylesine yaygın ülkemizde? Olabilir.

Çünkü konu salt yolsuzluksa, Türkiye'de devletin kendisi yolsuzluk yapıyor ve Türkiye'de devletin kendisi hem usülsüz anlamında yolsuz, hem züğürt anlamında yolsuz.

Devlet yolsuzluğunun son örneği, kamu çalışanlarına atılan 'zorunlu tasarruf' kazığı. Bir devlet düşünün ki, hukuku hiçe saymış, vatandaşına "Sen tasarruf yapmak istiyor musun?" diye sormamış, dikta ile yönetilen ülkelerden hiç farkı olmayan bir uygulamayla yıllar yılı, her ay bir emeğin karşılığı olan maaşlardan kesinti yapmış. Kesintinin adına, vergi dememiş, harç dememiş, 'tasarruf' demiş. Ve söz vermiş: "Ben sana sormadan kesiyorum ama, bunlar senin tasarrufun, biriken meblağ senin paran!"

Şimdi o devlet, üstüne yatıyor bu paranın. Çünkü yolsuz. Hem usulsüz, hem züğürt. Sorarım size, devletin zorla aldığı bu paralar, tasarruf mudur, yoksa 'haraç' mı? Böyle bir uygulamanın yolcuları haraç almadan köprüden geçirmeyen eşkıyalıktan ne farkı var?

Devlet böyle yaparsa, haydut ne yapmaz? Devlet sözünü tutmazsa, kim hangi sözü tutar? Devlet güvencesi buysa, Türkiye'de kim ve neye güvenebilir?

Oysa kimileri, devlete güvenebilir. Kimileri için devlet güvencesi var.

Onlar, topladıkları paraları kendi ceplerine hortumlayan hırsızların batık bankaları. Onlar, başı sıkışınca iflas bayrağını çeken ve borcunu devlete yükleyip İsviçre'lerde, ABD'lerde keyif süren 'büyük' işadamları. Onlar, futbol kulübünün kasalarını devlet doldursun, diyenler.

Türkiye'de, bankalar devlet güvencesinde. Borsalar, devlet güvencesinde. Müflis şirketler, devlet güvencesinde. Hani neredeyse futbol takımları devlet güvencesine alınacaktı; devletin güvencesini esirgediği tek toplum kesimi, sonuçta kendi memurları.

Devlet yolsuz olunca, güvencesi epeyce 'yollu' oluyor, sizin anlayacağınız.