Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2000

Doğal ve ilahi adalet

Radikal · 7 Haziran 2000

Memleketin altı üstü sallanıyor. Sallanan yalnız Türkiye değil. Hepimiz psikopat jeolog kesildik ya, ben de bakıyorum, Kuzey ile Güney yarıkürenin deprem gollerinde, beraberlik devam ediyor. Bir Kuzey sallanıyor, bir Güney. Ancak hakça ve eşit bir maç değil bu. Avrupa'da büyük çapta bir Türkiye var sallanan, orta çapta Yunanistan, biraz da İtalya. İki AB üyesi ve bir adayı, aynı zamanda AB'nin diğer ortaklarına oranla tepesi de pek sağlam olmayan, siyasal dengesiz, yoz ve çapaçul üç ülkesi. Durmuş oturmuş demokrasilere, ekonomilere, politikalara ve devlet adamlarına sahip olanlara bakıyorum, hani büyük krizlerin bile ne toplum, ne de ekonomisini etkilediği; alttan da sallanmıyorlar. Deprem, Almanya, İngiltere, Fransa, Danimarka, Norveç, İsveç'i vurmuyor. Vura vura, zaten üflesen ekonomisi zatürree olan, dokunsan hükümeti devrilen üç Avrupa ülkesini vuruyor.

Daha da ilginci: Türkiye, üç ülke arasında ekonomisi, politikası, toplumsal yapısı en bozuk olanı. En büyük depremler, Türkiye'nin başına patlıyor. Yunanistan bizden daha iyi durumda, orta halli depremlerle geçiştiriyor. Mafyalaşma ve altyapıdan yana bozuk ama ekonomide üçün iyisi İtalya ise, deprem sıralamasında en alt sırada.

Avrupa'nın, hatta dünyanın deprem dağılım dengesinde bir haksızlık var diyeceğim ama... Son günlerde biraz üşüttüm ve doğada 'hak' kavramının değişik olduğunu düşünmeye başladım. Galiba doğa, 'hak'tan bizim anladığımızı anlamıyor. Örneğin yerkürede susuzluk ve kuraklık artıyor. Susuzluk ve kuraklık nereyi kırıp geçiriyor? Zaten açlıktan kırılan Afrika'yı ve zaten yoksul ülkeleri. Varsıl ülkelerde yağmur dinmiyor, baharı geçtik, yaz gelmek bilmiyor. Peki dünyada su bitiyor diye haykıran, suyu idareli kullanmak üzere sempozyumlar düzenleyen, kafa çalıştıran, uzman yetiştiren, optimum su kullanımı hesapları yapanlar kimler? Susuzluk çeken ülkeler mi? Yooo. Halen neredeyse suya boğulmuş olup, örneğin Paris'te suyu halka ücretsiz dağıtanlar.

Depreme karşı en dayanıklı binalar hangi Avrupa ülkelerinde bulunuyor? Deprem olmayan ülkelerde. Depreme dayanıksızlar nerede? Bol bol deprem

olanlarda.

Doğanın hak dengesi, hukuk anlayışı ve yürüttüğü mantık, bizimkinin tam tersi. Sen misin susuz, kuru da bit, diyor. Sen misin çürük, yıkıl da çök, diyor. Sen misin yoksul, ezil de geber, diye düşünüyor.

Zayıflığı bağışlamıyor özetle.

Sıraladığım altyapı - üstyapı kesişmelerinde 'ilahi' bir ceza sistemi görenler, çok yanılırlar. Doğal eleme dediğimiz 'selection naturelle', insanoğlunun bin yıllardır gözlediği bir doğa yasası: sağlam kalır, çürük elenir. Güçlü yaşar, zayıf ölür. Ve bu doğa yasasını alttan üste değil de, üstten alta doğru düşününce; insanoğlunun da bilinçaltı mantığında bu yasayı uyguladığını görüyoruz: Çürük zeminlere, çürük binalar yapıyor, çürümeye teşne politikacılar üretiyor ve erozyona açık devletler kuruyor. Sağlam zeminlere ise, sağlam bina ve sağlam devlet, vb.

Bu 'insiyaki' mantığı aşan, doğal eleme yasasını yenen, örneğin Japonya ya da ABD gibi çürük zeminlere sağlam bina yapabilen, zaten her anlamda köklü ve güçlü ülkelere baktığımızda ise hiçbir olguyu kadere bırakmayan bir kültürden geldiklerini görüyoruz. Bu kültürler, pozitif bilginin oluşturduğu bilinç ve mantıklarını, bilinçaltındaki doğaya uyum refleksinin üstüne geçirebilenler.

Eğer doğal felaketler ilahi bir adalet olsaydı, en çok tokadı 'ilahi adalete' inananlara mı çakardı?