(Muhiddin YÜZÜAK'ın tarihi bir savunması)
Radikal · 11 Haziran 2000
"Bize bir beraat verirseniz
Tepeleriniz dağ olsun
Vermezseniz de canınız sağ olsun."
(Muhiddin YÜZÜAK'ın tarihi bir savunması)
İl Giornale'nin Paris temsilcisi Alberto Toscana'nın şarkılı sesi ne zaman telefonda: 'Allo...' dese, bana bir haber çıkıyor. Alberto 12 üye ile sınırlı bir basın kulübü kurdu. Naçiz yazarınız nazar boncuğu olarak tek Türk. Normal zamanlarda ulaşmakta güçlük çektiğimiz politikacılarla Paris'in en lüks lokantalarında buluşuyoruz. Geçen hafta Fransa Adalet Bakanı ve ilerleyen yaşına rağmen çok güzel bir kadın olan Elisabeth Guigou'yu, başkentin en görkemli mekânlarından Le Doyen'de ağırladık. Benim derdim, elbette Alaattin abimdi. Yemeğin sonunda, hiçbir yerden adını öğrenemediğimiz Çakıcı dosyasından sorumlu bakan danışmanının adı ve numaraları cebimdeydi: Michel Debacq. Elisabeth Guigou'nun talimatıyla sorularımı yanıtlayan Debacq, neler anlattı, neler...
Fransa, Türkiye'de Alaattin Çakıcı konusunda neler olup bittiğini anlayamıyor. Anlıyor da, gözlerine ve kulaklarına inanamıyor. Çakıcı'nın Türkiye'ye iadesi sonrası yaşananlar karşısında şaşkınlıktan nakavt olmuş, daha sonra bu şaşkınlık kızgınlığa dönüşmüş. Türkiye, Fransızlara aylarca Çakıcı'nın ne kadar tehlikeli bir mafya babası olduğunu anlatmış. Fransızlar inanmış. Suçluların iadesiyle ilgili uluslararası 1957 anlaşması gereği, Fransa Türkiye'den Çakıcı'nın idam edilmemesi konusunda güvence istemiş. Verilmemiş. Meclis denmiş, Anayasa Mahkemesi denmiş, bin dereden bin su getirilmiş. Fransızlar, peki o zaman, biz de idamla yargılanmayacağı suçlardan iade ederiz, diye kolları sıvamışlar. Ve iadeyi gerçekleştirdikleri zaman, olayın kendi açılarından kapandığını düşünmüşler. Ne gezer...
Michel Debacq: "Şimdi bize, iade ettiğiniz suçlardan yargılarsak serbest kalır diyorlar," diyor. Oysa bakan danışmanının ağzından Fransız Adaleti, Çakıcı'nın Türkiye'de yargılanmak için iade edildiği üç suçun çok ağır cezalar gerektirdiği ve sanık doğru dürüst yargılansa, otuz yıl gibi ağır bir hapis cezası alacağını düşünüyor. Ve Fransa, Türkiye'de Çakıcı'yı yargılamamak için manevra çevrildiği kanısında. Bahanenin iade prosedüründe aranması ise düpedüz kızdırıyor Fransızları. Michel Debacq, açıkça söylüyor: "Fransa, yakaladığı suçluları, suçları işledikleri ülkeye ün salsın, beraat etsin, serbest bırakılsın diye iade etmez. Yargılansınlar ve cezalandırılsınlar diye iade eder!"
Sonuç olarak Türkiye, Çakıcı davası konusunda Fransa'ya rezil olmuş durumda, sevgili okurlar. Adamın iadesini istemişiz, bir sürü dosya hazırlanmış, iade gerçekleşmiş. Oysa Türkiye artık kendi hazırladığı ve iadeyi sağlayan suçları, gerektiği kadar ağır saymıyor.
Fransa'nın "Türkiye yargılamak istemiyor, suçu bize atıyor," Türkiye'nin ise: "Yargılanmasına Fransa izin vermiyor," dediği Çakıcı'nın önünde daha çok güzel günler var. Kimin doğru, kimin yanlış söylediğini anlamak içinse, Çakıcı'nın her iki ülkedeki mapusluk durumuna bir göz atmak yeter: Fransa'da anasını ağlattılar. Öyle ağlattılar ki, kendi kabullenmek zorunda kaldı iadesini. Türkiye'de ise, dubleks kâşâneye gelsin lahmacunlar, gitsin cep telefonları, saç boyaları ve kaşmir takımlar. Beyfendi fıtık olmuş, şimdi onun çaresini arıyor insan haklarına olmasa bile, mafya haklarına saygılı sorumlular. Bu arada pek üzüldüm, Alaattin abimiz, avukatı Muhiddin Yüzüak'ı hapishaneye tabanca sokmaya kalkıştı diye azletmiş. Zaten bilinen bir gerçektir. Alaattin abimiz, tabanca mabanca taşımaz. Taşıtır. Kendisine atfedilen bütün suçları da aslında başkasına işletmiştir. Hatta saçları gibi, fıtığı bile kendisinin olmayabilir. Fransa da aslında kendisini iade etmemiş olup, Türkiye'ye yollanan sureti yüzlerce benzerinden biridir. Bizim Adalet Bakanlığı kül yutmadığı için kendisini yargılamıyor, asıl Alaattin'in dışarıda (ve tehlikeli) olduğunu biliyorlar. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk de zaten, Çakıcı'yı iade ettiren ve bana demeç veren başsavcı Pascal'ın mahkeme kâtibi olduğunu iddia etmişti. Şimdi ne diyecekler diye bekliyorum: Elisabeth Guigou'nun danışmanı Michel Debacq'ı da bakanlığın kapıcısı sanıyorlardır belki.